18
May
2011
0

2 Lavinya, 1’i gerçek

Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı şöyledir:

 

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar isteyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

Ursula’nın Lavinia’sı ise şöyle der: “Ama ben ölmeyeceğim. Ölemem. Albunea’nın altındaki gölgelerin yanına, savaşçıların en uzun boylusunu, tunç zırhı içinde pırıl pırıl parlayan Aenas’ı görmeye gidemem. Bir zamanlar konuşabileceğimi sandığım gibi Troyalı Creusa’yla veya göğsündeki büyük kılıç yarası hala taze o mağrur ve sessiz Kartacalı Dido’yla konuşamam. Diğer kadınlar gibi yaşayıp öldü onlar, şairin şiirinde olduğu gibi. Ama şair şiirinde ölebileceğim kadar hayat vermedi bana. Ölümsüzlük verdi yalnızca.”

Lise yıllarımızda bizi melankolinin pek çok katına sürükleyen Lavinia şiiri yüzünden, Ursula Le Guin’in Lavinia’sı dikkatimi çekmişti. Kitabın arka kapağında yazdığı gibi, Vergilius’un Aeneas’ından yola çıkılarak yazılan bir hikaye bu. Aeneas rakiplerini alt ederek Latium kralının kızı Lavinia’yla evleniyor ve ikisi beraber Roma İmparatorluğu’nun ataları oluyorlar. “Destanda Lavinia’nın ne belirgin bir rolü, ne de kendine ait bir sesi vardır” diyor kitabın arkasında. İçinde de Ursula, tarihte Lavinia’ya bir ses, bir nefes vermeye çalışıyor. Aksini iddia etmek duyarsızlık, cahillik olur; Lavinia’nın da bu kitapla beraber bir sesi oluyor.

Gece vakti aklıma düştü, paylaşayım dedim.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Ursula K. LeGuin’in, Terry Bisson’la söyleşisinden..e
KİNDIIIIIL!!
Sevgili Ursula…
seduction of helen