25
May
2011
0

Aksel, Lilo, Dominik ve Poppi’yle Maceralar Ardı Ardına

“Okumak çocuklar için bir serüven olmalıdır,” diyen bir çocuk kitapları yazarı var karşımızda: Thomas Brezina. Evet, geçen yazımda da bahsettiğim Dört Kafadarlar Takımı serisinin yazarı olan Brezina müthiş bir edebiyat ustası değildir belki, ama bir çocuğa nasıl iştahla kitap okutabileceğini de iyi bilen biridir kanımca. Çünkü ben kitapçıya gittiğimde uzun bir süre ilk onun kitaplarına saldırır, daha eve gitmeden arabada midem bulana bulana maceraları okumaya dalardım.

Seriden herhangi bir kitabı açtığınızda öncelikle karşısınıza iki sayfaya yayılmış olan ana karakterlerin kısa özgeçmişlerini bulurdunuz. Yaşları, birkaç kişisel özellikleri ve yanında da resimleriyle. Örneğin Lilo ( uzun ismiyle Lieselotte, ama kendisi bu ismi hiç sevmezdi) sarı uzun saçlarını her zaman örer, derin düşüncelere daldığında Vikingler’deki Viki gibi burnunu kaşırdı. Poppi ise aralarında en küçükleri olarak her daim sevimli ve hayvan dostu bir karakter yapısıyla karşımıza çıkardı. Takım iki kız ve iki erkekten oluşur, takımın iki baskın elemanı Aksel ve Lilo zaman zaman birbirlerine bilmişlik taslarlardı. Tabi “bilmişlik” derken son eleman olan Dominik’in de tam bir süper zeka olduğu da her olayda teorik bilgileri bir bilgisayar gibi verişinden ortaya çıkardı. Bu arada ben dördünün de yaşlarının hiçbir kitapta değişmediğine kafa yorar, bu çocukların ne zaman okula gidip ne zaman dünyayı kurtardıklarını düşünüp dertlenirdim. Hep bir bayram tatili, yaz tatili olurdu bu maceralar yaşanırken, bense okul sıralarında bile gizlice onları okurdum.

Dört Kafadarlar takımı maceradan maceraya koşarken, bir kitapta Alpler’de kar canavarlarının esrarını çözer, öteki kitapta bir ormanda kurt adamları alt ederken, hatta bir kitapta (Sultanın Büyülü Kılıcı) Türkiye’ye uğrarlarken, ben de tabi ki ağzımın suyu akarak “Neden bizim böyle bir takımımız yok? Ben de Lilo gibi olmak istiyorum,” düşünceleri ile uykuya dalardım. Neyse ki rüyalar vardı ve ben bu rüyalarda onlardan biri olabiliyordum.

Diyeceğim o ki, bu tür kitaplar her ne kadar korku öğeleri içerse de asla bir çocuğun psikolojini durduk yere bozan kitaplar değillerdi. Aksine cesur olmanın, bir çocuğun bilgi ve beceri kapasitesinin ne kadar geniş olabileceğinin ve dünyada gezip görülecek yerlerin çeşitliliğinin en güzel biçimde aktarımıydı benim için. Ve müthiş bir heyecan, onları okurken. Zaten hala aynı şeyin peşinde koşmuyor muyuz okurken? O müthiş heyecandır bizleri okumaya bağlayan.

Bir sonraki nostaljik kitap geçmişi yazımızda ( yani Yeşil Kiraz’da) görüşmek üzere efendim.

İyi okumalar!

  • Yer gibi okurdum bu kitapları, koleksiyon halinde hepsi hala durmakta 🙂

  • Ya ben komşunun oğluna verdim zamanında onca kitabı, keşke birkaç favorimi saklasaymışım diye hayıflandım bu yazıyı yazarken.

  • Ben ilkokuldan ortaokula geçerkene 32. kitaptaydı seri, Parola Zehirli Pençe! Ve 32 kitabı birden okumuştum. Kitapların hepsi de duruyor bende. 32’den çok uzamış hatta seri, utanmasam alır okurum 🙂

    Şüphesiz ki, tabiki doğuştan bir Aksel’dim, belirtmeden geçemem D:

    Çok ciddi anlamda bana okuma alışkanılığını aşılayan kitaplar bunlar. Çoğu detayı, adını söylediğinizde kitabın kapağı gözümde canlanıyor.Bİr de benim en sevdiğim özelliği, her kitabın sonunda o kitabın geçtiği bölgenin bir haritasının da olmasıydı.

    Seriden ilk okuduğum kitap: Seri No:5 Okuldaki Hayalet
    Serideki en favori kitabım: Seri No:19 Baron Pizza’nın Mezarı

  • Müthiş bir kitapppp hepsini alcam.23 ü var ama hepsini almayi planliyom. Sonsuza kadar saklicam, en sevdiğim kitap

    ilk okuduğum kitabi, seri no:2 uzaydan gelen yaratıklar

    okuduğum serüvenlerinden en çok sevdigim, seri no:13 uğurşuz kuşun ötüşü.Değişebilir daha hepsini almadim ama inşallah alcam.

  • Bu yorum yazar tarafından silindi.

  • Dört kafadarlar takımı kitaplarim 29 a cikti, bu arada axel benim. Bir seyi yanlis yazmisziniz, popi ismi paula yi sevmiyo lilo ismi lieselotte yi seviyo sadece loli denmesinden hoslanmiyo