6
May
2011
0

Elveda Alyoşa

Bu ülkede, pek de uzak olmayan bir geçmişte insanlar düşünürdü ve tutkuyla inandıkları şeyler olurdu. İnandıkları şeyleri hararetle savunur ve bu inandıkları ‘dava’lar uğruna çalışırdı insanlar. Yorulmadan, yılmadan ve herşeyi göze alarak. Bir zamanlar…

Annemizin babamızın arkadaşlarıydı onlar, bazen kimseye hissetirmeden bir kuytuya çekip ”Dikkat et” diye uyardığı.. Hararetli tarışmaların ortasında, bazen anne ve babalarımıza ”Korkak!” diye kızan da onlardı. Büyük düşünen, büyük hayaller kuran ve ”Tarihi Yazanlar”dan olacağız diyenlerdi. Büyük düşündüler, meydanlarda yürüdüler, omuz omuza, kıpkırmızı afişlerin üzerinde haykıran sloganlarla beraber yürüdüler. Kendilerinden daha şanssız olanlar için, onların hakları için de bağırdılar, kafa tuttular, inat ettiler. ”Değiştireceğiz!” dediler.

Değiştirmek için emek verdikleri ülkede, dengeler değişince meydanlar bomboş kaldı bir anda. Büyük hayallerin de diz çöktüğüne şahit olmanın verdiği keder ile suskun oldular. İnsanlar kayboldu ve bilinmeyene götürüldüler. Bedenleri burada kalsa da ruhları hiç dönmeyecek olan yerlere giden insanlar. İnandıkları davalar için verdikleri mücadele yüzünden hapis cezasına, ölüm cezasına çarptırılan, ülkeden kaçmak zorunda bırakılan insanlar. Gördüklerini, yaşadıklarını asla unutamayacak olan, eski hallerine asla dönemeyecek olan insanlar. Acılı, sancılı, üzücü ve heves kırıcı bir dönem.

Oya Baydar, bu dönemin düşünen, düşünmekle kalmayıp uygulayan insanlarından. Büyük şeylere inanmış bir küçük kadın. 1970’lerde, 1980’lerde, düşünmüş, yazmış, yürümüş, bağırmış, susturulmuş, kovulmuş, gitmiş, özlemiş, yazmış, inadına yine yazmış biri. Toplumun ortak hafızasında kendine rol edinmiş bir insan. Sevgi Soysal’ın hapishane anılarında karşımıza çıkan bir hatıra.

1991 Sait Faik Abasıyanık Hikaye Armağanı kazanmış olan, Oya Baydar’ın öykü kitabı ”Elveda Alyoşa” , işte bu büyük yaşanmışlıkların ardından yazılmış bir kitap. Kurulan hayallerin gözler önünde un ufak edildiğine şahit edildikten sonra, Türkiye’den çok uzakta yaşamak zorunda kalmış insanların öykülerinden oluşan bir kitap. İnandıkları davaların birer birer düşmesiyle ve mücadelenin dışında kalmarıyla beraber, içine düştükleri o büyük boşluğu çok iyi anlatıyor. ”Nerede yanlış yaptık biz?” sorusunun verdiği hüznü ve mutsuzluğu görüyorsunuz. Arkada bıraktıkları insanlar için sordukları ”Onlar boşuna mı öldü? Biz boşuna mı mücadele ettik? Herşey boşuna mıydı yani?” sorusunun iç yaralayıcı hissini içinizde hissediyorsunuz. Kendini bu denli adamış olan insanların, mücadelenin dışında kaldıktan sonra kendilerini içinde buldukları bu ruh halini, siyasi düşünceniz her ne olursa olsun, hissetmeniz mümkün. Önce kendi ülkesinden başlayarak, bütün dünyada var olan düzeni değiştireceğine bütün kalbiyle inanan ve bu büyük hedef uğruna tüm hayatlarını adayan insanlar için, bu yenilgiyi kabullenmek de büyük bir erdem diye düşünüyorum ve bu kabullenmişliği ve hüznü bu kadar güzel yansıtmakla Oya Baydar, çok başarılı bir iş başarmış.

Ve bugünün dünyasında, neden artık insanlar bu kadar delicesine inanmıyorlar bazı şeylere sorusuna, neden artık herşey tek kullanımlık? ve hayatlarımız ”kullan-at” formatında? sorularına cevap olabilecek doneleri bulabileceğiniz bir kitap ”Elveda Alyoşa”.

Bizler, inandıkları davaları bir çocuğun hevesiyle savunan ve günün sonunda büyük çoğunluğu ile kaybetmiş olan bir nesilin çocuklarıyız. Bu nedenledir ki ”Aman dikkat et, kalabalıklara girme, okuluna git evine gel” diyerek büyüdük.. Siyaset yerine futbol, ideoloji yerine moda konuştuk.

Onlar gibi büyük düşünüp, onlar gibi büyük davalara kendimizi adamamış olsak da, onlarla beraber oturup sessizce hüzünlenmek ve o dönemin ölmüş, kaybolmuş, bedenen burada kalsa da ruhen hiçbir zaman geri döenemeyecek insanları için kederlenebileceğimiz bir kitap, Elveda Alyoşa. Tavsiye ediyorum, okuyun.

Basel’in işçi mahallelerinden birindeki şu göçmen evinde, bu gece bu sofrada, yirmi uzun yılın Türkiye’sinin hüznü var. Hep birlikte, ama tek tek ve yapayalnız yürüdüğümüz, sendelediğimiz, düştüğümüz, sonra yine toparlanıp aştığımız, sonuna bir türlü varamadığımız yolların hüznü.

Kadehimde kalan son yudumu içiyorum yavaşça. Basel’de rakının tadı bir başka, bir garip buruk, neredeyse acı. Bu geceden, ağzımda, yüreğimde, kafamda bu alışılmadık tat, anason bayıngılığında, keskin hatta itici, yine de vazgeçilemeyen, yirmi uzun yılın mahzeninde yıllanmış bu tat kalacak.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Kırmızı Saçlı Kadın – Bir garip Orhan Pamuk Romanı
Ufak bir Stefan Zweig Maratonu
Hikayede – Oldukça – Büyük Boşluklar Var
Bize Kalsa Böyle Geçerdi Akşamlar