23
May
2011
0

Merhaba!

Başucumuzda Kitap isimli bu güzel blog açıldığından beri hem ilgiyle takip ediyor, hem de “Keşke ben de bu blogun bir parçası olsam,” diye gizliden dertleniyordum. Bugün bu derdime derman olan sevgili Gülş, Eda ve Mert’e teşekkür eder, yazıma başlarım.

Birazcık kendi okuma serüvenimden bahsetmek isterim sizlere. Beş yaşındayken annemin okuduğu masal kitaplarını ezberleyip, ardından harfleri çıkararak başladığım ve bir gün evdeki gazeteyi alıp okumaya başlayarak atıldığım okuma yolculuğum o gün bu gündür sürmekte. Henüz ilk okul üçüncü sınıfa gelmeden gözlerimi bozduğumu söylersem nasıl bir iştahla bu alana saldırdığımı görebiliriz. Evet, ben de sizler gibi okumayı çok seviyorum ve hayır, ben de sadece boş zamanlarımda okumuyorum.

Tabi her dönemin favori kitapları, favori yazarları oldu, çok etkileyenler, ergenlikte baştacı edilenler, altları çizilip hep saklananları veya yarım bırakılıp bir daha yüzüne bakılmayanları da. Blog arkadaşlarımın tersine, ben kitapları yarım bırakıyor ve bundan rahatsızlık duymuyorum. “Sonra okurum,” diyorum veya “Yok, bu gitmiyor.” Bir suçluluk duymadan hop, diğerine geçiyorum.

Adamakıllı ilk “anlayarak” okuduğum kitap Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık isimli kitabıydı.

Bilirsiniz, bu kitap aslında bir çocuk kitabı olmaktan çok daha fazlasını barındırır içinde. Zaten ben de aslında hakkıyla yazılmış çocuk kitaplarının birçok bestseller’dan daha duygulu, felsefi ve zengin olduğunu düşünüyorum. Neyse, dönelim kitabımıza. Beni çok etkilemişti o dönem Can Yayınları’ndan çıkan kitap. Bir de aynı yazardan Bin Şeftali Bir Şeftali. Tabi ardından Tom Sawyer, La Fontaine’den Masallar, Pinokyo, Şeker Portakalı, Pıtırcık ve daha niceleri… derken işte geldik en sevdiğime!

Twilight’ı, True Blood’ı boşverin, Küçük Vampir’e gelin. Öncelikle bilmeyenler için ufak bir tanıtım yapayım: Küçük Vampir yani Rüdiger Titrektaşzade 150 yaşında bir çocuk vampirdir ve en yakın arkadaşı da Alman bir çocuktur, Anton Fasülçuvalı. On küsur kitaptan oluşan bu serinin ilk kitabında tabi ki ikilinin tanışmalarını ve arkadaş olmalarını, ardından da vampirlerin dünyasından akrabaların kimler olduğunu öğreniyoruz. Mesela Rüdiger’in kız kardeşi Anna Anton’a abayı yakmışken, Rüdiger de bir başka kitapta (Küçük Vampir ve Büyük Aşk) Olga Sabundomuzu’na aşık oluyor. Soyadlarını okurken gülümsediğinizi görebiliyorum, bence çok yaratıcılar! Hepsinin kişilikleri ya da geçmişleri ile uyumlu. Tabi bu kitaplarda kötü karakterler de oluyor zaman zaman, ama “kötü”den çok “korkutucu” da diyebiliriz. Vampir olmaları ve Anton’un varlığından habersiz oluşları bir çocuğu okurken ne kadar heyecanlandırır tahmin edebilirsiniz. Bu kitapları elimden düşürmediğim gibi, sınıf arkadaşlarımla da tenefüslerde piyeslerini uydurur, oynardık. Her zaman iyi kalpli Anna olduğumu ancak nedense hep bencil ve aptal Olga rolünü oynamayı istediğimi hatırlıyorum ama neden böyle olmasını istemişim, onu hiç bilmiyorum.

Bir sonraki yazımda bıraktığım noktadan devam edeceğim. Sırada Dört Kafadarlar Takımı, Yeşil Kiraz 1&2 ve hemen ardından Bir Genç Kızın Gizli Defteri var!

  • istek parça hakkımız varsa, pippilotta uzunçorap derim.

  • tabi ki, seve seve! 🙂

  • Küçük Vampir!! Ya inanamıyorm öyle bir geri gittim ki şimdi anlatamam sana 🙂 Hahah ne iyi yaptın da bahsettin. Rüdiger >>> Edward!

    ”Dört Kafadarlar Takımı” benim için de çok özel bir yere sahip olan bir kitap! Birini bitirip diğerini, diğerini bitirip bir sonrakini okuyarak, okuma alışkanlığımı pekiştirmede çok büyük bir payı var. Thomas Brezina bu yüzden ömür boyu unutmayacağım isimlerden 🙂

    Yeşil Kiraz, Bir Genç Kızın Gizli Defter, bu kitapları peki takibi okumadım, çünkü erkeğim 🙂 bunun için bir fikir sahibi değilim ama yorumlarını merak ediyorum 🙂 diyeceğimi sanıyorsanız pek yanılıyorsunuz.

    İkisini de okuduğum, oturup tartışacak derecede biliyorum. :-/

  • Çok iyi olmuş bu yazı, geçmişime gittim bi an 🙂

  • BAYAN dodo hoşgeldiniiiiiiz!!

    Dün bir arkadaşımla yeşil kiraz muhabbeti yaptık ayaküstü. o yazını çok bir heyecanla bekliyorum.