21
Tem
2011
0

Bir Potterfan’ın haklı, uzun ve gecikmiş çemkirisi


Zaten bitmiş olan Harry Potter bir kez daha bitti bizim için. Gereksiz fazlalıkları, mantıklı ve şeker fazlalıkları, çok fena atlanmış eksiklikler ve açıklamalar ile beraber, film genel olarak hoşuma gitti. Ama seni gidi afacan Jo, onlar nasıl süprizlerdi öyle!

Zaten bitmiş olan Harry Potter bir kez daha bitti. Jo Rowling’in 2 yıl önce Harry Potter and the Deathly Hallows’u yazmasının ardından Bloomsbury (tahminim odur ki) kitabın çeviri ve yayın haklarını fahiş fiyatlara tüm dünyaya satmaya kalkışmış, bu yüzden kitap neredeyse 1 yıl boyunca hiçbir dile çevrilememişti. İngilizce’si çıkar çıkmaz 2 kopya birden almış olan benim gibi insanlar için bu bir sorun değildi ama, İsrail’deki çocuklar Bloomsbury’ye kesinlikle boyun eğmemeye karar vermişlerdi. Kitabın İngilizce’sini satın alan birkaç tanesi, diğer Potter’daşlarının da okuyabilmesi için amatör olarak bir çeviri hazırlamış ve internette bunu yayınlamıştı. Emin olmamakla beraber, galiba Fransız gençliği de benzer bir girişimde bulunmuştu.

İngilizce filan diye dinlemeden okuyup hüngür sümük ağlayan her dilden ve ülkeden Potterfan’lar olarak biz, filmleri pek de heyecanla beklemiyorduk. 2 filme de bölünse yine de kitapla aynı olmayacaktı sonuçta; ki ben, kitabı alır almaz kendimi eve kapayarak, sadece tuvalete gidip confleks gibi basit yiyeceklerle öğünlerimi geçiştirmiş, günde ortalama 8’er saatten 3 günde kitabı bitirmiş, gece 1 sıralarında “19 yıl sonra”yı okumuş, hüngürdemekten çeşitli hallere gark etmiştim. O sıralar etrafımda Potterfan yoktu pek. Ben de blog hadisesine çok öyle aşina değildim. Dolayısıyla “Ay gördün mü bak Snape’iiiii!” diye beraber dövünebileceğim biri yoktu etrafımda. Okudum, höngürdedim, sonra bitti. Ama o gün bitti yani.



Sonra ilk film çıktı. Çok beğendim o filmi. Hele kitapta olmayan o meşhur dans sahnesi beni hem çok şaşırttı, hem de gergin gergin “öpüşecek mi bunlar acaba” diye beklememe sebep oldu. Ömrümden yarım yıl gitti heralde o birkaç dakkada, bu yüzden de seni kutlamak isterim Jo’cum.

Sonra ikinci filmin gelmezi geldi. Zaten çekilmiş, her bir şeyi hazır, üstelik şu ana kadarki tüm filmlerden daha kısa süren bu film için niçin Mevlevi sabrıyla beklemek zorunda bırakıldığımızı hala anlamıyorum. Ama neyse, zaman geçti bir şekilde ve o gün geldi. Güzeldi film, pek bir lafım yok. Hele ki bu hafta 2. kez gittikten sonra, gerçekten pek bir lafım yok. Sadece minik bazı eleştiriler…

Kitapta en çok sinir olduğum şey, doğal olarak 2. filmin bütününe de yansımıştı. Kitabın büyük bir bölümünde hiçbir şey olmuyor. Uzuuuuuun sessizlikler, kara kara düşünmeler, Hortkuluklar’ı nasıl yokedicez diye darlanmalar, Rita Skeeter (afedersiniz) orospusunun yazdığı kitap yüzünden Dumbledore imajının gün geçtikçe daha çok sarsılması, en sonunda Ron’un (boynundaki Hortkuluk etkisiyle) sinir krizi geçirip bunları terk etmesi filan çooooooook uzun anlatılmıştı. Haddinden uzun yani. Bir de önceki kitaplarda sürekli bir aksiyon olduğundan, (yok efendim tuvalette dev bulup etkisiz hale getirmeler, gölde deniz kızları tarafından boğulmak üzereyken son anda kurtulmalar, manyak çınardan salimen kurtulup sonra kurt adamla boğuşmacalar filan) kitabın bu kadar hareketsiz oluşu sinir bozucuydu. Ama unutmamak lazım ki “seçilmiş kişi” de olsa Harry 17 yaşında bir çocuk. Üstelik okulda son sınıfını tamamlayamamış, gerçek hayatla ilgili en önemli şeyleri öğrenememiş, akıl hocası ölene dek o ne derse onu yapmış, pek fazla insiyatif alamamış bir çocuk. Dolayısıyla napıcağını (ya da napıcaklarını) bilmeden o diyar senin bu diyar benim dolaşmaları normal sayılabilir.

E peki de, neden son anda her şey hızlı hızlı halloluveriyor? Okula girmeleriyle kafaları daha bir çalışmaya başlıyor ve hem 1 Hortkuluk daha bulup hem de basilisk dişiyle onu yok etmeyi akıl ediyorlar. Ardından Snape’in anılarından bir sürü şey öğreniyoruz 5-10 sayfada. Hem Dumbledore’un aklındakileri, hem Snape ve Lily’nin münasebetini, hem diğer 2 Hortkuluk’u, hem de hikayenin nasıl sonuçlanacağını çabucak açıklayıveriyor Jo. Yani olmaz ki bu kadar da.

Hadi neyse bütün bunları sineye çektik. “19 yıl sonra” neden bu kadar geçiştirilmişti? Ron kılıbık gibi kenarda duruyodu, oysa ki o bölümde bır bır konuşup duruyodu gerginlikten. Ayrıca çok da komik lafları var idi. Sonra Draco’yla Harry’nin uzaktan selamlaşmaları, Harry’nin oğlu James’in diğer oğlu Albus’u Slytherin’e girmek konusunda darlaması, Ginny’nin zerafeti (ki filmde baya katapiyöz gibi duruyodu, o çantanın 80’liği nedir yani, o paçavra kıyafetler nedir, o ifadesiz surat nedir Bonnie!!) fena şekilde atlanmıştı. Sonra Bill Weasley’nin Harry’ye yaptığı uyarılar, Molly Weasley ve Belatrix Lestrange arasındaki nefes kesici düello, Harry’nin cenneti sahnesinde Dumbledore’un çocuk gibi ağlaması ve geçmişiyle ilgili Harry’ye açıklamalar yapması da üzerine düşülmesi gereken, önemli sahnelerdi. Bunlar sinir edici bir şekilde eksik kalmış idi.

Fazlalıklara gelince, evet, sinir edici fazlalıklar da vardı. Gergin anlarda sürekli komik diyalogların yaşanması bence gereksiz olmuştu. Ron’un Draco ve diğerlerini “O benim kız arkadaşım gerzekler!” diye kovalaması tam Ron’dan beklenecek artistik bir hareket olsa da, tek kelimeyle gereksizdi. Ayrıca Profesör McGonagall’ın okul heykellerini canlandırdıktan sonra “Ay hep bu büyüyü yapmak istemiştim” diye kıkırdaması düpedüz olacak şey değildi. Ama neyse hadi, onları da kabul ettik. Bir tek beğendiğim bir fazlalık vardı, o da Neville’in “Ben Luna’ya deli manyak aşığım da, şafak doğmadan öleceğimize göre koşup ona söyleyeyim” demesiydi. Kitapta böyle bir laf bulamadım ama, olmayacak bir şey değildi. Ne zamandır Neville’in böyle birşeyler hissettiğinden şüpheleniyordum zaten. Bu konuda 5 pekiyi verdim sana Jo, güzel düşünmüşsün bu işi de.

Kitabını okumayanlar, Harry’nin ölüp sonra tekrar dirilmesi olayının çok basit geçiştirildiğini düşünmüş olmalı. O konuda bir açıklamada bulunmak istiyorum.

Harry’nin gözü yaşlı anası öldüğü sırada, farkında olmadan “sevginin gücüyle” Harry üzerinde bir koruma büyüsü oluşturuyor. Daha sonra Ateş Kadehi kitabında (filminde değil! kitabında!) mezarlıkta Harry’yi kıstırıp bir Hortkuluk yardımıyla Voldemort tekrar vücuda geldiğinde, bilmem hatırlar mısınız, Harry’nin kanını akıtıp büyüyü o şekilde yapıyorlardı. Dumbledore’un teorisine göre, o esnada Lily’nin koruma büyüsü kan yoluyla Voldemort’a da geçiveriyor. Harry Snape’in anılarına bakıp da ölmesi gerektiğini anladığında, Yasak Orman’da arkadaşlarını korumak adına bir nevi kendini feda ediyor. Voldemort bunun anlamını tam olarak kavrayamadığından, yaptığı Adeva Kedavra büyüsüyle farkında olmadan 3 şeye sebep oluyor:

1. Tıpkı annesinin kendini feda etmesi gibi Harry’nin de kendini feda etmesi sonucu, Harry bütün eşi dostunun üzerine bir koruma büyüsü yapmış oluyor. (hatta kitapta bunun kanıtı olarak o andan itibaren şatodaki kimsenin ölmemesi, Bellatrix’in büyüsünün Ginny’nin yanından geçip gitmesi gösteriliyor.)

2. Lily’nin koruma büyüsü artık Voldemort’un üzerinden kalkmış oluyor. Filmde gösterildiği üzere, bu yüzden Voldemort yere düşüp baygınlık geçiriyor filan hatta.

3. Farkında olmadan yarattığı son Hortkuluk olan Harry’nin içinde, Voldemort’un ruh kırıntısı ölüyor. Böylece çocuk artık sadece kendi ruhuna sahip, arınmış bir halde yeniden hayata dönüyor. Hadise bu.


Bir başka açıklamayı da Neville konusunda yapmak istiyorum. Cancağzımın da söylediği gibi, filmde Neville bir anda yükseliverdi çünkü.

Yıllaaar yıllar önce Voldemort Potter ailesini katlediverdiği gece, bunu safi manyaklıktan yapmadığını belirteyim önce. Harry’nin Emma Thompson tarafından canlandırılan Kehanet Dersi Profesörü Trelawney, kendi farkında olmasa da acayip translar yaşayıp çok tumturaklı kehanetler yumurtlayan bir kadın. O meşhum gecenin öncesinde de, “Temmuz ayının sonunda doğan çocuk, Karanlık Lord’un sonunu getirecek” buyuruyor kendileri. Bunu duyan Voldemort, kehanetteki çocuğun Minik Harry olduğuna yürekten inansa da, aslında Longbottom’gillerden Neville de Temmuz sonunda doğan bir çocuk. Jo hanımefendi birkaç yerde belirttiği üzere, Neville’in de pekala seçilmiş kişi olabileceği şekilde ipuçları veriyor kitaplarında. Son kitapta da Neville Hogwarts’taki anarşik hareketin bir numaralı örgütleyicisi olup, Harry’den boşalan liderlik koltuğunu çok doğal ve basit bir şekilde devralıyor farkında olmadan. Hatta filmde farklı şekilde verilen bu yılanın başını kesme hikayesinde, Neville Ölüm Yiyenler ve Hogwartslılar arasındaki gergin sessizlikte nara atarak Voldemort’a saldırıyor, Gryffindor’un kılıcıyla Voldemort’un boynunu kesmeye yelteniyor. Anında ekarte ediliyor tabi ama, cahil cesareti mi derler ne derlerse artık, Neville’da hat safhaya çıkıyor o anda. Son filmde bu sanki bir anda olmuş gibi gösteriliyor ama, biz GERÇEK ve ASİL Potterfan’ları biliyoruz ki, her kitapta çocuğun cesareti ve yiğitliği gittikçe ve gittikçe artıyor.

Sayfalarca döşendikten sonra belirtmem gerekir ki, kısa da olsa, hayati eksiklikleri de olsa, yine de filmi beğendim. Daha iyi olabilir miydi, evet. David Yates ve Jo Rowling işbirliğinden çok çok daha fazlasını beklemek hakkımızdı bence. Ama kitaptaki herrr şeye sadık kalınmasını da bekleyemezdik; o kadar arka plan bilgisine sahip olmak da biz Potterfan’ların farkı oluverdi işte.

Sevdim sevdim. Daha çok sevmeyi bekliyordum ama bunu da sevdim.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

[Güncellendi] Müjdeler olsun: Yepyeni bir Harry Potter kitabı geliyor
J.K. Rowling’den Gerçek Bir Roman: Boş Koltuk
Harry Potter’ı yeniden okumak için çok geç olmadığına işaret eden 5 neden
Oksa Pollock ya da Dünya edebiyatına güçlü bir kadın figürü daha katıldı
  • ben o neville – luna muhabbetini araştırdım şekerim, sözlükte serpensortia nickli bir arkadaş şu şekilde yazmış: “öncelikle filmi izlediğimden beri kafamda takılan bir konuyu belirtmek istiyorum. kitapta sözü edilmeyen oldukça gereksiz, neville/luna aşkı nedir sevgili potterheadler? bildiğimiz üzere 2007de jkr, live chatte luna’nın newt scamander’ın oğlu ile (adını hatırlamıyorum) neville’ın da hannah abott ile evlendiğini söylemişti. böyle ekstraları hiç sevmiyorum, olmamış.”

    bilemedim. bir de benim kafama takılan şey var, bu voldemort fısıltı halinde konuşup herkesi sakinliğiyle korkutmuyor muydu, bir şey yapacağı zaman çat diye yapıp kuul kuul bişey olmamış gibi devam ediyordu falan. filmdeki voldemort ama maşallah böğürüyor, harry’yi tokatlıyor falan, adamı türk filmi kötü adamına çevirmişler yea.

  • ya o tokatlar ve tekmeler cidden çok matraktı =) adam bi kere elle yapılan her şeye karşı zati, tamamen sihrin gücüne inanmış birisi. dediğin gibi, türk filmi vari tokatlar nerden çıktı anlayamadım =)

    neville ve luna’nındaha sonradan kimlerle evlendiğini filan bilmiyodum. neville başkasına aşık olsaydı, atıyorum lavender brown’a filan. o da bana pek şeker pek iç açıcı gelirdi. ama luna’yla neville’i ben ne zamandır çok yakıştırıyodum, ondan hemen kabulleniverdim bu atmasyon sahneyi.

    bi çemkirik de senden bekliyorum gülş hanım.

  • bi de gülş, fotoğraf şeetmek istersen kabulümdür =)

  • ben şeyedene kadar sen çoktan şeyetmişsin bile beybi. o diyl de yaa….BU NEVILLE’İ OYNAYAN ÇOCUK NASIL BÖYLE TAŞ OLDU?????? son fotoğraf bildiğin salya.

  • bildiğin salya olmak
    =)

    bahahahahah

    hala yeterince fotoğraf yok. az evvel müthiş bi post buldum tumblr’da, hemen çalacağım.