18
Ağu
2011
0

Bu kadar iyi görünen bir şey nasıl canınızı yakabilir ki?*

(17 Ağustos tarihli blog yazımdan, kopipeyst yöntemiyle bu blog için kurcalanmıştır.)
Bu ara Hollywood’a çok kızgınım. Kendilerine bu konuyu daha önce hiç açmamıştım, onlar da ilk kez bu post’tan duyacaklar sıkıntımı. (Zaten ne zamandır sorup duruyorlardı, Eda neyin var, neden bu kadar ilgisizsin bize karşı diye…)

Kızgın olduğum konu, artık orijinal senaryolarla ortaya çıkamamaları. Diyeceksiniz ki nasıl olur, bir sürü film çekiliyor ya? Hayır efendim. Farkındaysanız son 5 hatta 10 yıldaki filmlerin yüzde 90 kadarı kitap uyarlamaları. Eskiden insanlar senaryolarını ünlü yönetmenlere kargolayıp “Allah’ım keşke okusa!” derdi. Ama artık aklınızda iyi bir hikaye varsa bir kitap yazmanız yeterli oluyor. Bu da anlamsız bir Bestseller furyasına sebep oluyor kanımca.
Sırf çok sattığı için ya da çok satma potansiyeli olduğu için “Müthiş bir eser!” “Kesinlikle bu yılın en iyi kitabı!” “Zekice kurgulanmış bir hikaye, okurken gözlerinize inanamayacaksınız!” denilen kitapların karşımıza çıkarılmasına karşıyım. Bir kitabın çok satması onun ne kadar iyi olduğunu belirlemez. Bir kitabın iyi olması başka bazı merciler tarafından belirlenir; eleştirmenler, diğer edebiyatçılar ya da bilmem ki, okurlar filan gibi (!) mesela. Sırf yazarın PR’cısı müthiş baskı yapıyor diye, New York Times ve benzeri gazete yazarlarının kitabın arkasına sümük gibi yapıştırdığı yorumlar benim gözümde o kitabı “müt-la-ka-ok-ku-nası-şaaaağ-e-serr” yapmıyor. Ya da “Aaa bu kitabın baya film potansiyeli var ha, bunun haklarını satın alalım da manyak para kırarız” mantığındaki büyük basım evleri o kitabın baya reklamını yaptı diye de o kitap yüzyılın şaheseri olmaz. Ama nedense böyle bir algı var işte.
Film potansiyeli olan bir kitabın gerçekten de filmini çektiler mi köşe oluyor yazar. Dili iyi kullandığı için, ne biliym özgün bir hikaye anlattığı için, insanları sarstığı ve yaşamlarımızda büyük değişikliklere yol açtığı, hatta kimi ülkelerde halk hareketlerine sebep olabildiği için değil. Haliyle bir “Holivüt edebiyatı” oluşmuş gibime geliyor.
(Tamam Kolera Günleri’nde Aşk’ın oyuncuları çok iyiydi. Ama hikaye eksikti yine de.)
Hadi yeni yazılmış ve o amaçla yazılmış kitapların filmleştirilmesini anlıyorum da… Be adam, sen kimsin ki “Kolera Günlerinde Aşk” filmini çekesin? Sen kim oluyorsun da “Lovely Bones”u efsane bir yönetmenin ellerinde tüm ironisiyle rezil rüsva ediyorsun? Ve dahi sen nasıl oluyor da “Das Parfüm”deki sayfalarca süren o inziva günlerini ve aylarını eksik anlatmak pahasına para kırmayı kendine yedirebiliyorsun?
(Tamam burda da ekip çok iyiydi. Ama tüm diyaloglar ve senaryo çok zorlamaydı.)
Bir başka mesele de, yine senaryo ve yaratıcılık darına düştüklerinden, birsürü re-make filmler yapmaları. Hadi Ocean’s Eleven’a, Batman’e, Spider Man’e itirazım yok. Ama o Smurfs nedir abicim? Karate Kid nedir? Hele Bewitched neydi ya? Bi de film içinde film filan yapmıyolar mı, uyuz oluyorum bu cambazlıklarına. Neymiş, Bewitched tekrar çekilicekmiş de, cadı rolünde orjinal Samantha’nın yerine (TESADÜFE BAK) gerçek Samantha’nın akrabası olan Nicole Kidman seçiliyormuş. Böyle hıyarlık olmaz.
Ya o Transformers’ı napıcaz? Hadi ilk film güzeldi, komikti, Megan Fox çok ilgimizi çekmişti filan… Sonra temcit pilavı gibi önce ikincisi sonra üçüncüsü derken, her filmle beraber (sırf sonrasında bir film daha gelebilsin diye) daha da uzattılar meseleyi, daha da saçmaladılar. Her film “En Son Savaş” havasında geçti, bi türlü soyu kurumadı şu Decepticon’gillerin. Her seferinde de insanlığın (ama aslında Amerika’nın) ne kadar harika bir ırk olduğu, onları yok etmektense onlarla barış içinde yaşamaları gerektiğiyle ilgili o bayat diyaloglar yok muydu… Abicim orda kardeşinle kavga ediyorsun kıran kırana, sağın solun kopmuş, her yerinden ayrı bir conta fırlıyor… Sen ne demeye orda barış edebiyatı yapıyosun ki? Şöyle tumturaklı bir şekilde gerin, ağzına vur bi tane, galip gel, sonra basın toplantısı yap istersen.
Neyse Hollywood’cuğum. Umarım kırılmaca gücenmece olmamıştır. Ben çemkiririm biliyosun ama seni de severim. En yakın zamanda Avatar’vari orijinal senaryo projeleriyle karşımıza geçmeni ümidediyor, Indie filmlere devam etmeni öneriyorum. Ya da vazgeçtim, onlar yine bağımsız yapımlar olsun, sen Indie’lere el atma bi de.

*Başlık da Madonna’nın Hollywood şarkısından arak.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Hafta ortası molası: Bazı güzel kitaplar
Bulut Atlası
Find me in Norfolk
Efsane mevhumu…
  • Güzel ve çok doğru noktalara değinmişsiniz…:)
    Özellikle Romantik-Komedi tarzında film yapmasınlar hepsi birbirinin aynı..:D Bollywood bile daha yaratıcı ve özgün filmler çıkarıyor son zamanlarda…Sosyal konulara değinmeleri ise Bollwood yapımlarının bir başka güzelliği..:)Tabi hepside süper filmler demiyorum…Ellerinize sağlık tekrardan..:)

  • Her cümlesine katılıyorum. O yüzden artık izlemeyi bıraktım.

  • çok teşekkür ederim yorumlarınız için ^^