24
Eyl
2011
0

Sevmek

Bir insan, sadece yaptığı işi seviyorsa, kendisini daha iyi olmak için zorlar ve gerçekten de gün geçtikçe yaptığı işte daha iyi olur. Sevgisi bitmez ise, elbet ki günün birinde yaptığı işte en iyisi olur. Bu gerçeğin hepimizin hayatında da var olduğundan, ben kişisel olarak eminim.

Uzun bir süredir, büyük bir beğeni ve hayranlıkla Orhan Pamuk romanları okuyorum. 2011’in başından beri; ”İstanbul, Hatıralar ve Şehir” , ”Kara Kitap”, ”Sessiz Ev”, ”Kar” ve en son olarak da şu sıralar raflarda yerini almış olan kitabı ”Saf ve Düşünceli Romancı”yı okuyorum. Her bir kitabını bitirdiğimde, kendisine olan hayranlığım bir kat daha arttı diyebilirim. Kullandığı dil, anlatımı, detaylara verdiği önem, anlattığı şeyin zihnimizde hiçbir eksik yanı kalmadan canlanabilmesine imkan tanıyan tasvirleri ile Orhan Pamuk, çok büyük bir yazar.

Önümüzdeki günlerde, önce ”Sessiz Ev”den başlayarak kitapları hakkında neler düşündüğümü de yazmayı planlıyorum ama bugün paylaşmak istediğim, Orhan Pamuk’un Nobel konuşmasından(*) bir bölüm:

Ben de benzeri bir müzik işlevi görecek ve sevilecek bir-iki söz ile konuyu değiştireyim! 

Bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru şudur: neden yazıyorsunuz? İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için yazıyorum. 

Orhan Pamuk yazmayı bu kadar sevdiği için, bu kadar iyi. Yazmayı bu kadar çok sevdiği için; bu kadar seviliyor, beğeniliyor, takdir ediliyor. Yazmayı bu kadar dehşetli ve hararetli sevdiği için kendini geliştirebiliyor, daha iyi olabilmek için, ve günün birinde en iyisi olmak için. Ve bu yüzdendir ki Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olabiliyor.

Siyasi tartışmalara, bu yazılarımın hiçbir yerinde girmeyi düşünmüyorum ancak, Orhan Pamuk’u çok iyi betimlediğine inandığım, Kar kitabının arka kapağında da kendine yer bulan New York Times’da geçen bir cümle ile bitirmek istiyorum:

”O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci, Orhan Pamuk büyük bir romancı.”

——
(*) Nobel konuşmasının tamamını okumak isterseniz (ki bence istemelisiniz) bu link‘e tıklayabilirsiniz.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Kırmızı Saçlı Kadın – Bir garip Orhan Pamuk Romanı
Ufak bir Stefan Zweig Maratonu
Hikayede – Oldukça – Büyük Boşluklar Var
Bize Kalsa Böyle Geçerdi Akşamlar
  • senden biraz daha uzun ve ayrıntılı bir pamuk incelemesi bekliyordum, ama bu yazın da baya iyi. bu yüzden ahkamım: yetmez ama evet =)