23
Eyl
2011
0

Tek Çare: Hayalperest Anarşi

Doğu Yücel’in bu ay Doğan Kitap’tan çıkan ve hemen alıp okuduğum son romanı Var0lmayanlar hakkında bir yazı yazmaya hazırlanırken ne bilgisayarı açıp geçmişte yapmış olduğu bir röportajı okudum, ne de sözlükten kitaba dair entry’lere göz gezdirdim, yalnızca benim hislerim olsun istedim. Aynı liseden mezun olduğumuzu bildiğim Doğu Yücel’i ise hayatımda bir defa görmüştüm. Lise 2’deydim, Cuma günleri ders bitiminde hepimiz amfi tiyatroda toplanıp, birkaç duyuru dinledikten sonra bayrak töreni faslına geçip, en sonunda da bayrak ve flamanın götürülmesiyle çantaları alır, yolumuza giderdik. Ama o Cuma benim için çok önemliydi çünkü sevdiğim çocuğa ilan-ı aşk etmeye karar vermiş, yüzüne söylemek için fazla utangaç olduğumdan, o dönemde sevdiğim bir kitabın kahramanının aşkını duyurduğu satırların altını çizerek, kitabı da çocuğa vermeyi planlamıştım. Hikayeyi fazla uzatmayayım, ben kitabı onun çantasına atıp “Sonra bakarsın, sayfa  162,” diyerek ortamdan toz olmuş, o anı takriben yarım saat sonra Güzelyalı’da yürürken telefonuma gelen “Sen çok iyi bir arkadaşsın ama…” türevindeki mesajı okuduktan sonra gözlerim dolu dolu kafamı kaldırdığımda ise Doğu Yücel’i önümde, bir taksiye binerken görmüştüm. O zamanlar kendisini Blue Jean’den  tanıyordum herhalde.
Peki bunları nasıl bu kadar net hatırlıyorum? Çünkü günlüğüme yazmıştım.
Var0lmayanlar’da da bir günlük okuyorsunuz. Siyah bir Ece ajandası, sahibinin kimliğini bilmiyoruz. Genç bir iş adamı yazıyor, biz okuyoruz. Öncelikle tertipli, düzenli hayatına seyirci oluyoruz, evi, işi, arabası, sevgilisi, bir spor salonu üyeliği olan, sabahları dakikliği ile böbürlenen bir adam. Elindekilerle mutlu mu, başta pek anlayamıyoruz aslında. İlk aşkını anlatıyor bize, ailesini ve gördüğü rüyaları. Bir gece bir kabus görüyor içinde tüm çocukluk ve gençlik tramvalarını barındıran ve ondan sonra yavaş yavaş gelişiyor olaylar. Ve bir yerden sonra olayların nasıl değiştiğine, bir yandan da aslında hiçbir şeyin kulağa absürd gelmeyişine siz bile şaşırıyorsunuz. Kitabı şu anda annem okuyor, o da aynı fikri paylaşıyor benimle henüz başlarda olmasına rağmen.
Konuyu ayrıntılı olarak anlatmayacağım, “mutlaka okuyun” tavsiyemi an itibariyle huzurlarınıza getiriyorum o yüzden. Ama Var0lmayanlar’dan biraz bahsetmek istiyorum çünkü bazı yerler beni gerçekten can evimden vurdu. Efendim şöyle ki; Var0lmayanlar isimli bir topluluk var, onlara Sıfırlar ya da Hayalperestler ya da Hiçler, ne isterseniz deyin artık. Ben Hayalperestler’i sevdim en çok. Bir de Gerçekçiler var, onların taban tabana zıttı. Zaten kelimelerin sizde uyandırdığı hislerden bu toplulukları daha en baştan az çok anlamlandırabiliyorsunuz. Var0lmayanlar, hayallerden arındırılmaya çalışılan bir dünyada yaşayan, kimisi bir hayalperest olduğunun çoktan farkında olan, kimisinin ise bundan bihaber yaşadığı insanlardan oluşan bir topluluk. Bir insanın Varolmayan olup olmadığını anlama yöntemleri , yani “hayalperest” ve “gerçekçi” ayrımı yapılırken bazı kriterler gözönüne alınıyor. Ben özellikle buraları okumayı çok sevdim çünkü bir yandan da kendimi ve etrafımdaki insanları da değerlendirmeye başladım. Mesela bence Eda’nın belirteci pembe saatiydi, ya da ben derdimi yazarak daha iyi anlatabiliyorken iş konuşmaya geldiğinde kimi zaman takılıp, yamuk yumuk cümleler kurabiliyordum, kimi günler ise baş ağrılarım beni yaşamaktan soğutuyordu. Gülş’ün ise takside giderken şoföre ayıp olmasın diye kulaklığını takıp rahat rahat müzik dinleyemeyeceğine emindim. Mert ise anladığım kadarıyla bilgisayar oyunlarını seviyordu. Ve tüm bunlar bir yana, sırf yazdıklarımıza bakılınca bile, biz hayalperestlerdik. Bunu düşünmek içimi rahatlattı, okuduğum kitap sanki “yalnızca bir roman” olmaktan çıktı, kitabın arka kapağında belirtildiği üzere bir “hayalperest manifesto”ya dönüştü. Aynı zamanda Yusuf Atılgan- Aylak Adam ve Oğuz Atay- Tutunamayanlar’dan verilen referansların da çok hoşuma gittiğini söylemem lazım. Mona Rıza ise beni epey güldürdü.
Yazdığı birtakım öykülerin gerçeğe dönüşmesi, hayatına giren yeni insanlar ve Var0lmayanlar’ın kilit adamı haline gelmesi ile birlikte bu genç adamın hayatının nasıl değiştiğini, inandığı şeylerin nasıl değişkenlik gösterebileceğini, okuduğumuz her sayfada, güzel bir anlatımın ve dilin de büyük yardımı ile, tane tane görüyoruz. Tane tane dediğime bakmayın aslında, özellikle kitabın son bölümünü yer gibi okudum, sanki bol kavisli bir yolda, son hızda gider gibi. Ve sonra bum! Harika kurgulanmış bir romanın, hayalkırıklığının yakınından geçmeyen finali. Ve okur kitabı hınzır bir gülümseme ile elinden bırakır.
Kitapta altı çizilesi pek çok yer, cümle var ama ben bunlardan üç dört tanesini paylaşıp, bu yazıyı yayınlayıp, gizli bir gerçekçi olduğunu düşündüğüm anneme kitabı iade etmeyi düşünüyorum. Yazdığım şeyler, kitapta yaşananların binde biri bile değil, beğeneceğinize eminim.
“Kalemler kaybolmaz, gerçekçiler kalemleri toplarlar. Tükenmezkalemleri hemen tükenecek şekilde tasarlarlar. Kurşunkalemlerin uçlarını kırılacak şekilde imal ederler…”

“Masasındaki dünya küresine yaklaştı. Onu eliyle tuttu.
“Masmavi güzel bir gezegen.”
Bir düğmeye bastı ve bir anda o gezegenin üzerinde kırmızı sınır çizgileri belirdi.
“Bu güzelliğe sınırlar çizmek kimin aklına geldi? Ne işe yarıyorlar?”
“Ülkelerin ayrılmasına…” diye kekeledim.
“Ülkeler dünyanın en büyük şirketleridir., kâr amaçlı çalışırlar, bu amaçla işçilerini yani vatandaşlarını çalıştırırlar.”

“Ne kadar çok kaçarsan, geri dönüp saldırmak için o kadar fazla gücün olur.”

“Benim dışımdaki herkes Tanrı tarafından yazılmış bir kaderin vitrin mankenliğini yapmaya razıyken, bir gezegen dolusu insan atacağı her adımın yaratıcısı tarafından önceden bilindiği eğlencesiz bir kurguda figüranken…”
Tüm hayalperest dostlara iyi okumalar.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Hafta ortası molası: Bazı güzel kitaplar
Kırmızı Saçlı Kadın – Bir garip Orhan Pamuk Romanı
Ufak bir Stefan Zweig Maratonu
Hikayede – Oldukça – Büyük Boşluklar Var
  • Dün kanyondaki diyenar’a çöküp ilk 20 sayfasını okudum. bi parmak bal çalınmış oldu. şimdi senin yazını da okuyunca iyice gaza geldim. gülşen sağolsun dünden beri beni gazlayıp duruyor zaten.

    alıyorum tamam alıyorum. iniyorum aşağı ve alıyorum.

  • şu anda 223. sayfadayım ve masamda sağ tarafta duran kitap adeta enerji dalgaları yayıyor. işi gücü bırakıp kaldığım yerden devam etmek istiyorum. şarkıların romandaki önemi beni çok mutlu etti bu arada belirtmeden geçemeyeceğim. hele bir bitireyim de bu blog bir var0lmayanlar değerlendirmesi daha görecek o kesin.

    ellerine sağlık dodom, çok güzel bir değerlendirme olmuş.

  • Kitabı dün aldım. Orhan Pamuk’un “Saf ve Düşünceli Romancı” kitabı ile beraber. Bitsin Varolmayanlar’a başlayacağım 🙂

  • taam sen orhan pamuk’u bitirene kadar bana ver =( bizim burda kalmamış..

  • birşeyi belirtmek zorundayım. dodo’nun yazısı sola dayalı şekildeydi. şimdi girince baktım, sağa sola eşit dayalı hale gelmiş. ben yapmadım valla.

    MÜDÜRİYET

  • Bilgisayar oyunlarını severim bu arada, evet 🙂 Bu kitaba başlamam lazım bir an önce.