6
Ara
2011
0

Efsane mevhumu…

(bu çizim kitabın başından alıntı bu arada)
I Am Legend (Ben Efsaneyim) kitabını okudum en son. Hani şu Will Smith’in oynadığı film vardı ya; zombi benzeri dayıların gündüz değil de gece çıktığı, Will Smith’in koskoca Manhattan adasında tek başına yaşayıp onlardan gizlendiği… İşte o film de bir kitap uyarlamasıymış meğerse.
Kitabı olduğunu çok sonradan öğrendiğimden olsa gerek, filmden çok etkilenmiştim. Normalde kitap uyarlamalarına karşı büyük bir önyargıyla yaklaşırım aslında; daha izlemeden bile rezalet bir film olacağına emin olurum. Bu konunun da tek istisnası Das Parfüm (Koku) filmi olabilir belki. Belki bir de son 4 Harry Potter filmi… Ama dediğim gibi, bu filmi çok fazla beğendim. Efektlerine zaten diyecek yok da, Will beyfendiden beklenmeyen bir oyunculuk ve baş kahramanın içinizi darlayan yalnızlığı ve gerginliği pek güzel verilmişti. Bununla beraber kitaba başlar başlamaz filmden yavaş yavaş soğumaya başladım bile. Başlarda kitabı pek beğenmediysem de, filmde o kadar fazla değişiklik yapılmıştı ki, otomatikman kitabın tarafını tuttum.
Yazımın bu noktasından sonrası ağır spoiler içerecek. Eğer filmi izlemediyseniz, kitabı da okumadıysanız, ama hem filmi izleyip hem de kitabı okumak niyetiniz varsa, o zaman buradan sonrasını okumayınız. Ama filmi izlediniz ve kitap hiç ilginizi çekmiyor ise, o zaman okuyun tabi.
Film,  Emma Thompson’ın canlandırdığı, Alice Krippin isimli bir doktorun kanseri tedavi ettiğini anlattığı televizyon şovu görüntüleriyle başlıyor. Daha sonra 3 yıl sonrasını görüyoruz; sıfır noktası, (ground zero) olan Manhattan’da bir tek Allahın kulu gözükmüyor. Sadece Ford Shelby Mustang’inin içinde geyik avlayan Will abi ve yanında sadık köpeği, güzeller güzeli Sam var. Gündüzleri ava çıkan, bir savaş uçağının üstünde golf oynayan, hafiften kafayı tırlatmaya başlamış olan Dr. Robert Neville rolündeki Will Smith, geceleri evinin kapılarını sıkı sıkı kitliyor, (benim adını bilmediğim) pek havalı silahına sıkı sıkı sarılarak köpeğiyle beraber sessizce evde bekliyor. Dışarıdan çığlıklar ve bağrışmalar duyuyoruz; kanserden kurtulmak umuduyla aşı olmuş, ancak bir süre sonra bir çeşit vampire dönüşmüş eski Manhattan sakinlerinin seslerini… Neville Manhattan’ı terk etmiyor: Kendini bu hastalık için tedavi geliştirmeye adamış çünkü. Karısı ve kızıyla yıllardır yaşadığı evi bırakmak aklına bile gelmiyor. Köpeği Sam’le ve üstünü başını giydirdiği vitrin mankenleriyle muhabbet ederek, DVD dükkanından her gün farklı bir film alıp ezberleyene dek izleyerek ve fareler üzerinde deneyler yaparak hayatına devam ediyor.
Kitaptaki Dr. Robert Neville, yarı İngiliz, yarı Alman bir adam. Sarşın, mavi gözlü, filinta gibi birisi. Filmdeki Neville gibi bu Neville de bilim adamı ve o da hastalığın kökenlerini araştırıyor. Kitaptaki yaratıklar filmdekiler gibi tek tip değil. Ölü vampirler ve yaşayan vampirler diye iki grup var. Ölü vampirler, beyin fonksiyonlarını tamamen yitirmiş, tek amaçları öldürmek olan yaratıklar. Yaşayan vampirlerin ise vücutları bir şekilde “hastalıkla” uyum sağlamış. Gayet düzgün konuşuyorlar, düşünüyorlar, hatta yeni bir medeniyet kurma çabası içindeler.
Diğer vampir hikayelerinden alışık olduğumuz üzere, kitaptakiler de sarımsak kokusuna dayanamıyorlar, aynalara bakamıyorlar ve tahta haçlardan müthiş korkuyorlar. Zannederim yine diğer vampir hikayelerinde olduğu gibi ‘davet edilmediğin yere girememe’ şeklinde bir kısıt da var üzerlerinde; zira filmdekinin aksine Neville’in nerede yaşadığını çok iyi bilmelerine rağmen, eve kesinlikle giremiyorlar. Sadece gece çökünce dışarı çıkması için ona seslenmekle ve evinin etrafını sarıp beklemekle yetiniyorlar.
Kitaptaki Neville’in köpeği yok. Bir gün ortalıkta dolaşan bir köpek görüyor ve onunla ahbaplık kurmaya uğraşıyor ama onda da pek başarılı olamıyor. Filmdeki gibi ona yoldaşlık eden, çocuğu gibi sevdiği bir köpeği yok sonuçta. Kitap Neville’inin durumu kesinlikle daha fena bu yüzden, çünkü tamamen yalnız.
Filmdeki Neville’in karısı ve kızı, bindikleri helikopterin düşmesi sonucu ölüyorlardı. Kitaptaki Neville’in karısı ve kızına ise hastalık bulaşıyor. Eve giren asker kılıklı adamlar 8 yaşındaki kızını yaka paça evden çıkarıp “imha etmeye” götürüyor. Karısının da bu şekilde ölmesi düşüncesine dayanamayan Neville, onu yakarak yok etmesi gerektiğini bildiği halde, yine de karısına bir mezar kazıyor ve onu toprağın altına gömüyor. Bu arada filmdeki Neville Bob Marley’yi çok sevdiği için kızına Marley ismini koymuştu. Kitaptaki kızın ismi ise Kathy. Filmde, Bayan Neville’in ismi Zoe, kitapta ise Virginia. Gerçekten bravo, her şeyi değiştirmişiniz be arkadaş! Robert Neville’in de ismi John Smith filan olaydı madem.
Filmde, bu insancıkların böyle manyamasının sebebi, Krippin virüsü olarak gösteriliyor. Başlarda yalnızca aşı yapılan kişilere bulaşan virüs, daha sonra havadan da bulaşmaya başlıyor. Filmdeki hemen hemen herkese hastalık bulaşırken, Neville buna karşı bağışıklık sahibi. Filmde bunun sebebini bilmiyoruz çünkü film Neville’i bunu araştırmıyor; sadece ve sadece tedavi bulmaya odaklanmış. Bunun için de kendi kanını kullanarak aşılar üretmeye çalışıyor. Kitapta ise bir gün gelip de herkesin neden vampirleşmeye başladığı belli değil. Kitap Neville’i haldır huldur bu durumu araştırıyor, kütüphaneden kitaplar alıyor filan. Tahta haç meselesini de araştırıyor, sarımsaktan neden hoşlanmadıklarını da, her şeyi. Hepsi için birer bilimsel açıklama getiriyor en sonunda. Hatta kendinin neden bağışıklık sahibi olduğu konusunda bile bir tahmini var.
Filmdeki Neville, bir intihar girişimi sırasında bir kadın ve ufak bir çocuk tarafından kurtarılıyor. Daha sonra da bu ikisiyle ahbaplık kuruyor. Kitapta da işin içine bir kadın giriyor ama filmdeki hadiselerin hiçbiri yaşanmıyor. Bir gün ortalıkta meczup bi şekilde dolaşan bir kadın görüyor kitap Neville’i; kadının günışığında dolaşması ve yanık tenli olması dolayısıyla onun normal bir insan olduğunu düşünüyor. Kendisiyle beraber yaşaması için “ikna ediyor” kadını. Bütün olaylar da ondan sonra yaşanıyor. Neyse spoiler’ın da bir sınırı olmalı diyip susuyorum şu an.
Kitap ve film birbiriyle bu kadar alakasız olunca, haliyle kitabın sonu, ne filmin DVD’deki sonuyla, ne de alternatif sonla benziyor. Öyle acıklı, öyle fena bitti ki kitap, yemin ederim filmin sonuna üzüldüğümden daha fazla kitabın sonuna üzüldüm. Eğer buraya kadar mahvetmediysem sizin için kitabı, o zaman edinin ve okuyun bence aslında.
Bu arada filmin ve kitabın isminin aslında megolomanlıktan ileri gelmediği konusunda da bilgi vereyim size. (Ki böylece başta benim yaptığım gibi ismine bakıp ‘bu ne lan’ tonlamasıyla dudak bükmeyin) Filmde Neville’i kurataran abla bir konuşma yapıyor, işte Robert Neville bir aşı bulmak için büyük fedakarlıklar yaptı da, bu onun mirası (legacy) da, biz de onun varisleriyiz de, o bu yüzden bir efsane de… Yani burası yanlış anlaşılmaya çok müsait bir anlam taşıyor aslında. Legacy-legend ikilisi, miras-efsane ikilisine çevrilmiş filan.
Kitabı okuduktan sonra, isminin neden böyle olduğunu çok daha iyi anladım. Kitap Neville’i vampirlerle ilgili saptamalarda bulunurken, sürekli bu konudaki efsaneleri aklına getiriyor. Efsaneye göre vampirler haçtan korkar diyor mesela ve bunu eski hikayelerde araştırıyor. Bunu bir hastalık olarak ele alıp sebeplerini araştırıyor. Bu yüzden vampirler onun için efsanevi yaratıklar, masallarda bulunan kötü karakterler; gerçekdışılar yani. Kitabın sonlarında ise esas efsanenin kendisi olduğunu farkediyor, çünkü dünyada kalan son insan kendisi. Artık çoğunluk vampirlerin elinde, esas gerçeklik onlar olmuşlar ve kendisi çok yakında bir masal kahramanı olarak anılmaya başlayacak bir ırkın son temsilcisi. Bu yüzden de kitabın kapanış cümlesi şu: “Ben, efsaneyim.”
Ha, bu kadar değişikliği gördükten sonra filmi sevmiyor musun diye sorarsanız, öyle bişey yok. Biraz soğumuş da olsam hala müthiş bir film olduğunu düşünüyorum. Kitap da çok iyi ama tüm dakataleriyle görsele aktarsalardı, öyle bir film biraz zayıf kalabilirdi. Günümüz insanının aksiyon açlığı malum… Bu yüzden tekrar ediyorum: Şu ana dek hikaye mahvolmadıysa gözünüzde, mutlaka AMA MUTLAKA okuyun.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Hafta ortası molası: Bazı güzel kitaplar
Bulut Atlası
Find me in Norfolk
Yıldız Tozu sorunsalı
  • çok güzel detaylı bir karşılaştırma yazısı olmuş, ellerinize sağlık.

    (SPOILER)
    kitabını okumadım malesef fakat filmde en can alıcı sahne köpeğini bozmak zorunda oluşuydu. Sırf o sahne için yaptığı değişikliklere hayır diyemiyor insan belki de. Zira yalnız adam olma durumu her ne kadar kötü olsa da, kendisine tek yoldaş olarak kalan köpeğini ‘bile’ kaybetmesi de benzer yalnızlık duygularını aktarmayı başarıyor sinemada. Ya da bana öyle geldi. 😉

    Bol okumalar!

  • katılıyorum tamamen, çok çok etkileyici bir sahneydi. açıkçası kitaptaki en sıkıcı şeylerden birisi de, yine o köpekle olan ilişkisiydi. kitapta her şey çok farklı şekilde gelişiyor tabi, hafiften yazıda da bahsettiğim gibi… aradaki farklar bu kadar çok olmasa, benim için yine çok etkileyici bir film olacaktı i am legend. kitabını sonradan okumuş olmama rağmen, kitapla bu kadar oynanmış olması beni kızdırdı açıkçası. o yüzde yüzde 2 filan soğudum ben de filmden. yine çok değil yani =)

    ben bu satırları yazdığım sırada saat 11 buçuk ve dışarda bir horoz ötüyor, hayırdır inşallah..

  • Prometheus

    Yıllar önce uyarlamalarla ilgili bir şeyler yazmıştım belki ilginizi çekecektir;

    http://prometheus-josefk.blogspot.com/2009/10/uyarlamalar.html

    Aksi gibi ben de “Koku”nun filmini beğenemedim bir türlü nedense 🙂

    I’m Legend’ın kitabını okumadığım gibi uyarlama olduğunu da bilmiyodum ama filmi oldukça başarılıydı bence, filme dair kısa bir yazıda şuracıkta;

    http://prometheus-josefk.blogspot.com/2010/06/i-am-legend.html

    Saygılar sevgiler…

  • awful piece of information, I had come to know about your blog from my friend vimal, mumbai,i have read atleast 13 posts of yours by now, and let me tell you, your blog gives the best and the most interesting information. This is just the kind of information that i had been looking for, i’m already your rss reader now and i would regularly watch out for the new posts, once again hats off to you! Thanks a million once again, Regards, bob marley quotes