22
Eyl
2012
0

Bunu da gördük!

Hemen hemen tüm filmlerde, romanlarda ve şiirlerde, yazarlar fazlasıyla nevrotik olarak karikatürize edilirler. Hızlı konuşurlar, hızlı düşünürler, bir anda parlayıp bir anda durulurlar. Yazdıklarını ya çok beğenirler ya da çoğu zaman etrafındaki insanlardan bir onay bekler dururlar. Çünkü bir şeyler yazmak, onları insanların beğenisine sunmak ve olumlu geri bildirim almayı delicesine ummak, gerçekten de bu hayatta yapılabilecek en zor işlerden biridir.
Kitapların ilk taslakları bu nedenledir ki, çok değerli ve çok ilgi çekici gelir bana. Örneğin, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’nde, en üst kattaki Kemal’in odasının duvarlarında kitabın el yazmaları bulunuyordu. Orhan Pamuk’un, dolma kalemi ile kareli, büyük not defterlerinin üzerine döktüğü Kemal ve Füsun’un hikayesi… Çok etkilenmiştim. Bir hayatın, kitabı okuyan biz bütün okurların ortak hafızasına kazınacak bir yaşamın doğduğu yerdi orası. Orhan Pamuk’un kafasındaki bir hayalden, bizim kafamızın içerisinde ete kemiğe bürünecek olan Kemal’in, Füsun’un ve diğer insanların hayata merhaba dedikleri nokta. Fazlasıyla dramatize etmiş olsam da, hislerim bu yönde. Bu nedenledir ki, tıpkı gerçek bir doğum gibi zor ve gerçek bir doğum kadar sancılı bir süreç, hayalden kağıtların üzerindeki mürekkebe ulaşabilmek.

İşte süreç bu denli özelken, yazarlar çok haklı bir şekilde eserlerini tamamlamadıkları sürece insanlarla paylaşmaktan kaçınırlarken, okuduğum bir haber beni baya bi afallattı: ABD’de bir yazar, Silvia Hartmann, tüm bu düşündüklerimin aksi yönde bir hareket yaparak en son romanını halka açık bir Google dökümanı üzerinde yazmaya başlamış! Projenin ismi, ”The Naked Writer Project” (Çıplak Yazar Projesi)
Ne kadar da güzel bir tesadüftür ki, Eda hanım en son yazmış olduğu yazısında şöyle bir kaç kelime ediyor: ”Sosyal medyanın ve geleneksel medyanın hangi yüzünü benimserseniz benimseyin, her halükarda bu “dikizleme” merakına yenik düştüğünüzü inkar edemezsiniz. Ve bu bir yargı değil; olaylar böyle olageldi yıllar içinde, hepsi bu. Bizler twitter, instagram, pinterest, tumblr bağımlısı insanlarız. Birileri dikizlenmek istiyorsa, onları dikizlemekte bir zarar görmüyoruz haliyle.”  Evet, çok haklı. İşte, mahremiyetin bittiği noktaya ulaştık belki de, tıpkı sahneye çıkıp milyonlarca insanın karşısında doğaçlama yapmak gibi, son eserini insanların gözü önünde, harf harf, cümle cümle yazan bir yazarı da gördüğümüze göre.
İşin komiği, kadın romanını kelime kelime yazarken ve siz her bir typo’yu canlı canlı izleyebiliyorken bir yandan da odada kendi aranızda chat yapabiliyor ve yazara geri bildirimlerde bulunabilliorsunuz. (Of, aklımda hemen de canlandı, koca bir odanın içerisinde, masada oturup romanı üzerinde çalışan yazarın omuzu üzerinden yazdıklarına bakan ve yorum yapan bir kitle! İçim daraldı.) (Ve hatta, Cem Yılmaz’ın ilk gösterilerinde yapmış olduğu bir tipleme: Uzay gemisinin kaptanını yanına gelip ”Yol boş bence kaptır gidelim kaptan!” diyen bir dolu adam!)
Bu yöntemi böyle uç bir bilim kurgu yazarından başka biri dener mi, bilinmez. Ancak biz, sosyal medyanın ilk kuşak vatandaşları olarak, böylesine bir gösteriye kayıtsız kalamıyoruz.
Ve düşünmeden de edemiyorum, Sabahattin Ali, Sait Faik Abasıyanık ve daha nice nice büyük edebiyatçı eserlerini yazarken orada olabilsek neler hissederdik? Peki ya Dünya Klasikleri? Victor Hugo Sefiller’i yazarken satır satır seyredebilseydik onu? Akıl almıyor 🙂
Dostlar, Romalılar! Zihnin içerisindeki fikirlerin, kağıdın ya da ekranın üzerinde şekillendirilerek hayat verildiği anlar bile halka açık olacaksa, ki ben bundan daha mahrem bir an hayal bile edemiyorum, sormamız gereken şey şudur: paylaşmanın, hayatını kitlelere açmanın bir sonu yok mu gerçekten ya? 🙂
Haberin detayını okumak isterseniz; lütfen tıklayın. Direkt olarak halka açık yazılmakta olan romana gitmek isterseniz; buraya tıklayın.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Daha açık ve birbirine bağlı bir dünya
  • Hayır yahu! Sürpriz olmalı. Gidişatı bilmemeliyiz, okuyunca şaşırmalıyız. Yoksa ne keyfi var? Sevmedim bu fikri.

  • Bana kalırsa çok heyecan verici bir şey. Yazarın zihnini görmek! Ben böyle bir şeye tanık olmak isterdim:)
    Aklıma ilk Dostoyevsky geliverdi. Sabahattin Ali’yi de merak ederdim doğrusu…

  • İki türlü yorum var işte ama ben de, yazımda da bellirttiğim gibi @Cessie’ye katılıyorum. Sevdiğim bir yazar tarafından kitap sırasında tabiri caizse abondone edilmek isterim. Beni alsın hayal ettiği şeylerin tam ortasına koysun ben de onun bana çizdiği patikada yürüyebildiğim nefesimin yettiğince, koşuşturayım 🙂

    Yolun yapılış kısmı, bir gizem olarak kalmalı bence. Böylesei daha değerli.

    Yoksa bir yazarın, şairin düşüncelerine misafir olmak, çok inanılmaz ve heyecan verici tabii. Böyle düşündükçe, fikir fikiri açıyor zihnimde: Nazım Hikmet ”Saman Sarısı” şiirini yazarken orada olmak, inanılmaz olabilirdi mesela! 🙂

    Ama yine de nihai kararım bütun bu sürecin bir gizem olarak kalmasından yana.