1
Ağu
2014
0

J.K. Rowling’den Gerçek Bir Roman: Boş Koltuk

J.K.Rowling ile sonunda tanıştım. Kabul ediyorum, benim kuşağımdaki diğer insanları düşündüğümüz zaman bu biraz geç kalmış bir tanışma. Geç kalmış bir tanışma çünkü dürüst olmak gerekirse, fantastik kitaplar hiçbir zaman çok fazla ilgimi çeken kitaplar olmadı. Tercih etme şansım olduğu her durumda ben oyumu gerçeklikten yana kullandım. Böyle bakıldığı zaman, “Boş Koltuk” benim gibi düşünen insanlar için bulunmaz bir nimet, J.K.Rowling’in bizlere bir armağanı. Çünkü Boş Koltuk son yıllarda okuduğum en gerçek, içinde bu kadar fazla sayıda derinlikli olarak işlenmiş karakteri bulunduran, en vurucu roman oldu.
Bos-CC-A7-Koltuk
İngiltere’nin Pagford kasabasında geçen roman toplamda 8 ailenin etrafında şekilleniyor. Bu sebeple, okuyucuların işi başlarda biraz zor. Kimin kim olduğunu, karakterlerin arasındaki ilişkilerin ne olduğunu doğru şekilde anlayabilmek için, ilk 100 sayfalık bölümde fazlasıyla geriye dönüp kontrol ettiğim anlar oldu. Karakterleri, yetişkinler ve çocuklar olarak ikiye bölmek ve iki grubu da aynı ciddiyetle ele almakta fayda var. Zira Rowling’in yazdığı çocuklar da yetişkinler gibi, oldukça derinliği olan karakterler. Hayallerini, arzularını, öfkelerini, intikamlarını ve daha birçok hissi içlerinde barındırıyorlar.
Pagford şehir meclisinin saygıdeğer üyesi Barry Fairbrother’ın aklından geçenleri okuyarak kitaba başlıyoruz. Barry, evlilik yıldönümleri olmasına rağmen karısı ile beraber dışarı çıkmak istemiyor. Çünkü aklı meclisin bir numaralı tartışma konusu olan, şehrin hemen yakınındaki getto benzeri mahalle Fields ile ilgili, Yarvil&District gazetesinde yayınlanması için hazırladığı yazıdadır. Karısı Marry’e hediye olarak verdiği basit kartın onu mutlu etmediğini görünce, mecburen onu yakınlardaki golf kulübünde yemeğe davet eder, çok istemese de… (“Marry, seni akşam yemeğine çıkarmak istiyorum! Çocuklar on dokuz yıl! Tam on dokuz yıl oldu ve anneniz eskisinden daha da güzel gözüküyor.”) Baş ağrıları ile arabayı kullanırken bile aklında üzerinde çalıştığı yazı vardır. Golf kulübünün otoparkında, beynindeki bir damar patlar ve Barry Fairbrother, eşinin gözyaşları arasında hayata veda eder.
 
Bu üç sayfalık kısa giriş, kitabın devamı ile ilgili çok ciddi mesajları da içinde barındırıyor bence. Öncelikle, tüm karakterlerin en büyük önceliklerinin kendileri olduğunu ve her insanın acımasızlık derecesinde bencil olduğunu gösteriyor Rowling. (Karısıyla evlilik yıldönümü yemeğine bile gitmek istemeyen bir koca…) Dudaklarımızdan dökülen kelimeler ve yaptığımız şeyler nasıl bir insan olduğumuz ile ilgili bir resim çizebilir. Ama zihnimizden geçenler başka bir hikayenin konusudur; bazen kendimize bile itiraf etmek istemediğimiz bu düşünceler her zaman için oradadırlar.
 
Barry Fairbrother’ın ölmesinden sonra onun şehir meclisinde boşa çıkan koltuğu, Pagford’daki insanların odaklandığı en önemli konu haline gelir: O boş koltuğa kim oturacak? Bu koltuk için birbirleriyle mücadeleye etmeye başlar karakterler. Hepsinin de farklı motivasyonları vardır. Bu motivasyonların tamamen kişisel çıkarlara dayandığını söylememe gerek yok sanırım. Bu taht mücadelesinin yanında da, yarattığı bu “içi dışı bir” karakterleri, toplumda var olan diğer ciddi problemleri aktarmak için kullanıyor Rowling: Aile içi şiddet, aldatma, uyuşturucu, tecavüz, taciz, kendine zarar verme vb.
 
“Boş Koltuk neyi anlatıyor” diye bana sorsaydınız, insanların aslında ne kadar bencil olduğunu anlatıyor derdim. İnsanların bencilliği ve diğer ilkel hislerinin üzerine kurulu bu roman: Korku, endişe, hırs, şehvet, kıskançlık… Bunu söyleyebiliyorum çünkü karakterlerin zihinlerindeki kapıları ardına kadar açmış J.K.Rowling. Arada hiçbir filtrenin bulunmasına izin vermemiş. Bu sayede karakterlerin hepsinin acı verecek kadar gerçek olduğunu söyleyebiliyoruz.
 
Bir insanın zihninden geçenleri hiçbir filtre olmadan okuyor olmak biraz korkutucu bir durum aslında, zira gerçek hayatta bunu yapabileceğimiz tek kişi kendimiziz. Gün içerisinde binlerce şey fısıldar kafamızın içindeki kendi sesimiz. “Ne kadar aptalca bir fikir bu ya?”, “Umurumda bile değil aslında ama seni dinliyor gibi görünmeliyim”, “Burada olmayı hiç istemiyorum”, “Bunu gerçekten yapmak zorunda mıyım?”, “O da beni düşünüyor mu?”, “Öğlen yemekte ne var?” ve daha niceleri. Zihnimizdeki bu fikirlerin hepsinin gün yüzüne çıkmasına izin vermemiz çok da olası değildir. Günün sonunda hepimiz bir topluma aidiz ve uymamız gereken kurallar, izlememiz gereken sosyal protokoller bulunuyor. Çözüm olarak da kendimize gerektiği düzeyde bir oto-sansür uygulamaktan başka çaremiz kalmaz. Böyle yaptığımız zaman kendimizi güvence altına almış oluruz ve insanlar bizi asla yargılayamazlar. Kitaptaki ana karakterlerden biri olan ‘Şişko’ Stuart Wall da, insanlardaki bu tarz sahte davranış ve sözlerden tiksindiğini söylüyor mesela ve kendisinin her zaman için gerçeklikten yana olduğuna vurgu yapıyor. Bu nedenle J.K.Rowling’in ne yaptığını gayet net bildiğini söyleyebiliyoruz.
Geçmişte kurduğu büyülü dünyalardan sonra böylesi bir dünyayı anlatıyor olmasının, sadık okuyucularını gerçekten şaşırtmış ve afallatmış olduğu aşikar. Hatta Rowling’e şu cümleyi bile kurdurabilmişler, nasıl bir baskı kurulduysa artık: “Yani evet bu kitabı yazdım ve eğer ki herkes ‘Bu şok edici derecede kötüydü – haydi bakalım büyücülere geri dön’ derse eğer, bir parti yapmam tabi. Ama bununla yaşayabilirim.” Onu ilk defa okuyan biri olarak diyorum ki, teşekkürler J.K.Rowling; tıpkı geçmişte büyük bir ustalıkla anlattığın büyülü dünyalar gibi, bu sefer de gerçek bir dünya kasabası olan Pagford’u ve onun gerçek insanlarını bize anlattığın için…

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Arrival’ı anlama kılavuzu: Kullandığımız dili değiştirmek bizi de değiştirir mi?
Amerikana – uzaklardan gelen güzel roman
[Güncellendi] Müjdeler olsun: Yepyeni bir Harry Potter kitabı geliyor
Ufak bir Stefan Zweig Maratonu
  • Derya misal

    Harry Potter kitaplarına bayılıyorum ama bu kitaba biraz mesafeli yaklaştım nedense. Yine de geçen D&R indirimlerine görünce satın aldım koydum kenara. Öyle bekliyor ve biraz daha bekleyecek herhalde ama bu yazı aramızdaki mesafeyi biraz azalttı. Galiba kitap hakkında güzel şeyler duya duya elime almaya ikna olacağım bir gün 🙂

  • Dürüst olmak gerekirse kitabı ben de D&R indirimiyle satın aldım 🙂

    Bence kesinlikle okuyun kitabı. Harry Potter serisi ile gönül bağı oluşturduğunuz bu yazara bir şans daha verin ve ona karşı hoşgörülü olun, ne de olsa o 15 yıl boyunca her anınızda yanınızdaydı! 🙂

    Ben de en kısa zamanda Harry Potter serisine başlayacağım umarım.