1
Eyl
2015
2

Bize Kalsa Böyle Geçerdi Akşamlar

“Rüzgar ortalıkta hafif olan ne varsa alıp uçuruyor ya sevgili dostum, insan rüzgar altında mutluluk duyamıyor, ne dersin, mutluluk da hafif bir şey herhalde?”

Biriyle kitapçının önünde buluşmayı teklif etmek, bizim gibi kitapseverler tarafından yapılan ufacık bir hinliktir. Böylece eğer karşı taraf buluşmaya geç kalırsa siz de hiç söylenmeden kitapçıya girebilir, yeni çıkan kitaplarla dolu raflara gözatma fırsatını yakalayabilirsiniz. Serhan Ergin’in yazdığı, İletişim Yayınları’ndan geçen ay çıkan “Bize Kalsa Böyle Geçerdi Akşamlar” da böyle bir geç kalışın getirisi oldu. Öncelikle itiraf etmem gerekirse, uzun süredir Ankara’dan ayrı kalan bir Ankaralı olarak, ne zaman içinde şehrimin geçtiği bir kitaba denk gelsem ona iltimas geçiyorum. Ankara sokaklarında dolaşan Mahir, Zafer ve Filiz’le de tanışmak da bu yüzden hiç zor olmadı.

Roman kahramanı bu üç kişinin hikayesi ise şöyle: Mahir ve Zafer aynı üniversitede okurken tanışan ve o zamandan beri  — araya zorunlu ayrılıklar girmiş olsa da — birbirinden kopmamış iki arkadaş. Zafer daha dışadönük, belki biraz naif ve çabuk heyecanlanan bir karakterken, hikaye anlatıcımız Mahir daha çekingen, her hareketini önceden tasarlayan, yalnız olmayı kendine uygun görüp bu kalıbın içinde rahat etmiş bir adam. Üniversite yıllarının heyecan ve neşesi, iş hayatının monotonluğu ile yer değiştirince halihazırda memur şehri olarak bilinen Ankara daha da grileşmiş ve yerini mesai sonrası içkilerine bırakmıştır. Zafer hep viski, Mahir de bira içerek aynı sokaklarda, meydanlarda dolaşıp aynı konulardan bahsederken Zafer’in Filiz ile beraber olması bu oturmuş düzeni altüst eder (ve masalarına bir kadeh de beyaz şarap ekler).

Filiz, alımlı, kırılgan ama yeri gelince de dişiliğini kullanabilen; Ankara’yı sevse de sevdiğini itiraf ettiğinde küçük düşeceğini düşünen bir İstanbulludur. Zafer ise her fırsatta kelleşmeye başlayan göbekli bir adam olduğundan bahsederek Filiz gibi güzel ve çekici bir kadınla beraber olduğuna hâlâ inanamaz. Bu ikiliyle önce biraz zorunluluktan, sonra da kendi istediği için haddinden fazla zaman geçiren anlatıcımız Mahir ise aşka inanmayacak kadar ilişkilerden soğumuştur ama zamanla bu aktivite arkadaşlığından da keyif almaya başlar.

Romanda, yaşananları Mahir’in gözünden görüyor, dinliyoruz. Çoğunlukla en yakın arkadaşı olan Zafer’le içinden konuşarak yaptığı yorumlardan oluşan izlenimlerde, arasıra bu üçlünün gerçek hayattaki konuşmalarına da tanık olup sonra tekrar Mahir’in iç sesine geri dönüyoruz. Yazar Serhan Ergin’in sade diliyle yazılan bölümler su gibi akıp geçiyor. “Ya, sanki olacaklar belli gibi…” diyerek kitabı bırakmaya yeltendiğinizde ise kitap sizi bırakmıyor. Haydi bir bölüm daha, üç beş sayfa daha derken iki akşamda okuyarak bitirdiğim bu kitabın sadece tek kişinin gözlemlerinden oluşması kitabı monotonlaştıracağı yerde insana garip bir huzur veriyor.

İşin ilginç yani her üç karakterin de düşünceleri, hayalleri, sancıları çok tanıdık. Hiçbirine tamamen hak verip ötekini dışlayamıyorsunuz. Kitabın kapağını kapattığınızda, size öğretilenler, toplumsal kaygı ve normlar, sağdan soldan aşılanan ahlâki değerler ve bir de her şeyden bağımsız (ve belki de her şeye rağmen) hissettiklerinizle başbaşa bırakıyor sizi Serhan Ergin. Mutluluk, dostluk, doğru ve yanlışlar kişiye ve duruma göre değişiyor mu? Kimin gerçeği daha doğru ya da hisleri daha gerçek? Bu sorgulamaları yapmanız kaçınılmaz. Ankara’yı bilen, şehri yaşamış çoğu yazar gibi Serhan Ergin de bir takım varoluşsal sıkıntılar üzerine odaklanıyor ve bunu yaparken kah Sakarya’da balık ekmek yediriyor kah Tunus Caddesi’nde bira içiriyor.

Sanıyorum kapağındaki üç bardaktan sadece birinin dolu olması ise kitabın temasına yapılan bir gönderme. Fakat daha fazla bilgi vererek romanın heyecanını kaçırmak istemiyor, “Bize Kalsa Böyle Geçerdi Akşamları” en yakın kitapçıdan temin etmenizi (ısrarla) tavsiye ediyorum.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Kırmızı Saçlı Kadın – Bir garip Orhan Pamuk Romanı
Ufak bir Stefan Zweig Maratonu
Hikayede – Oldukça – Büyük Boşluklar Var
Size Anneanne diyebilir miyim?
  • Hayde

    ‘Oxford ekseninde bulunsa da bunun son durağı olmadığı her halinden aşikar.’ cümlesinde bir anlatım bozukluğu var. Ben de siz ne yazsanız okurum, orası ayrı.

    • Selamlar! Hem yorumun hem de uyarın için teşekkürler 🙂 Biz bir bakalım o cümleye. ^Mert