11
Eyl
2015
1

Geçmeyen bir ‘Dünya Ağrısı’

Büyük bir akıl tutulması yaşıyoruz günlerdir. Sokaklar bizim bildiğimiz sokaklar, insanlar bizim bildiğimiz insanlar değil sanki artık. Bazı şeyler uzun zamandır doğru gitmiyordu kabul, ancak sokaklarda gözleri kararmış eli silahlı insanların başka insanları avlamaya çıktıklarını görmeye de hiç hazır değildim. Annem, anneannemin anılarından bana 6-7 Eylül olaylarını anlatırdı çocukken, çok algılayamasam da dinlerdim. Üniversitede yakın tarihi okuduğumuzdaysa o olaylar benim için kara bir öyküye dönüşmüştü. Ne zaman İstiklâl Caddesi’nde yürüsem aklımın küçük bir köşesinde caddenin kırılmış camlarla, yağmalanmış dükkanlarla ve darmadağın olmuş evlerle dolu hali canlanır, bir şekilde bu caddenin sonsuza kadar lekelenmiş olduğunu düşünür, hüzünlenirdim. Şimdilerdeyse ülkenin dört bir yanı lekeleniyor birer birer, belki de tamiri on yıllarca mümkün olmayacak şekilde… “Nasıl oluyor bütün bunlar?” sorusunun cevabı esasında argoda çok kullanan bir tabirden geçiyor: Her şey bir cinnete bakıyor. Tek ihtiyaç, bilinçli bir şekilde yerden ilk taşı alıp kuvvetle hedefe fırlatan bir insan ve sonrasında kitle onu takip ediyor.

Ayfer Tunç, geçmişinde benzer bir olayı yaşamış ve ömrü boyunca o anların yarattığı karabasan ile yaşamak zorunda kalan bir kahramanın hikayesini anlatıyor “Dünya Ağrısı” kitabında. Hem de bunu o kadar başarılı bir şekilde yapıyor ki 15-20 sayfa okuduktan sonra, bir sayfa bile çevirecek gücü kendinizde zor buluyorsunuz. Bu nedenle kitabı okumam normalden biraz uzun sürdü ve haftalarca karanlık bir ruh haline büründüm.

Ayfer Genç - Dünya Ağrısı

Ayfer Tunç – Dünya Ağrısı

Anadolu’nun küçük bir kasabasında babasından kendisine miras kalan oteli işleten (ya da işletir gibi yapan) kahramanımız Mürşit, hayattan beklentilerini neredeyse sıfırlamış ve içinde hissettiği o dayanılmaz ağrıyı her akşam içtiği rakıyla bastırmaya çalışan birisidir. Bir otel işletmecisi olduğu için hayatına fazla sayıda kişi girer ve çıkar. Ancak hiçbiri kalıcı olmaz, zira herkesin yolcu olduğu o kasabada hancı kendisidir. Evli ve iki çocuk sahibidir. Kızı evlenip evden gitmiş, ergenlikle yetişkinlik arasında bir yerde babasına duyduğu öfkeyle yanıp tutuşan oğlu Özgür ise Mürşit ile beraber otelde çalışmaktadır. Kendi hayatını kurtarabilmek için, babasını sürekli olarak otel ile ilgili yapmaları gerekenler ve rakip otelden müşteri çalabilmek için yapabilecekleri şeyler ile ilgili sıkıştırır durur. Ancak Mürşit’in; otel bir kenara, hayattan bile hiçbir beklentisi kalmamıştır. Romanın bir diğer önemli kahramanıysa kasabadaki insanların tüm umutlarını bağladığı ve altın çıkmasını bekledikleri madende çalışan bir mühendistir. Tıpkı Mürşit gibi, o da yaralıdır. Mürşit’in rakı sofrasına misafir, suskun akşamlarına yoldaş olur.

Kitabın son bölümlerine kadar ne Mürşit’in ne de Mühendis’in yaşadıkları bu ağır depresyonun tam olarak sebebini öğrenemiyoruz, ancak onların mutsuzluklarını, tükenmişliklerini, kalp ağrılarını iliklerimize kadar hissediyoruz. Yarattığı atmosferi ve kahramanlarının hissettiklerini bu kadar canlı bir şekilde okuyucuya aktarabilen bir romanla karşılaşmamıştım uzun zamandır.

Maraş Olayları

Dünya Ağrısı kitabında anlatılan Maraş Olayları’ndan bir kare

Karakterlerin acılarından ve mutsuzluklarından bahsederken, toplumsal hafızamızdaki en karanlık anlara da götürüyor Ayfer Tunç bizi. Örneğin Maraş Katliamı’nı anlatıyor tüm gerçekliğiyle. O dönemleri yaşayanları sonsuza kadar yaralayan, sonradan okuyup öğrenen bizlerinse kanını donduran bir dehşet anı… O anları okurken esasında biz de şunu hatırlatıyoruz: Tıpkı Mürşit ve Mühendis gibi, toplum olarak bizler de yaralıyız esasında. Yüzleşemediğimiz, ardımızda bırakamadığımız tüm olayları sırtımızda taşıyoruz. Yetmiyormuş gibi, her geçen gün yeni bir yük de gelip oturabiliyor yüreklerimizin üzerine ve işte o zaman gerçek anlamda bir Dünya Ağrısı içerisinde buluyoruz kendimizi.

Sakin kalabilip, atılan o ilk taşın arkasından gitmememeyi başarabilirsek eğer ve sımsıkı sarılırsak barışa ve kardeşliğe, işte o zaman hepimizin kalbinde oturan bu Dünya Ağrısı’nı bir nebze de olsa hafifletebiliriz belki.

Bir şansım olsa, ben bunu dilerdim.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Virginia ve Vita: İki cambaz bir ipte oynar mı?
Amerikana – uzaklardan gelen güzel roman
Bir Mâniniz Yoksa Hayallere Dalalım
Paul Auster’dan “New York Üçlemesi” | Yolculuğun Kendisinden Keyif Almak
  • Ellerine sağlık. Benim de listemde bu kitap ama yürek ağrısını şu aralar kaldıramayacağımı düşündüğümden bir türlü başlayamıyorum.

    • Çok teşekkürler Simay! 🙂 Gerçekten de gündem o kadar karanlık ki zaten…