15
Eyl
2015
0

Lanet Olsun Zaman Nehrine (Otuz iki yıl geçmiş bile)

15 yıllık evliliği çökmek üzereyken annesinin kanser olduğunu öğrenen ve aynı günlerde Berlin Duvarı’nın çöküşüne tanık olan sosyalist hikaye anlatıcımız Arvid Jansen ile tanışmak ister misiniz? ‘Aman almayayım bu kadar karanlık’ demeden iki kere düşünmenizi tavsiye ederim zira Per Petterson’nun bu romanı konusundan beklenmeyecek bir akıcılık ve dürüstlükle sizi kendine hayran bırakıyor.

Roman 1989 yılının birkaç gününde ve Arvid’in geçmişindeki anıları arasında sekiyor. Hayatta inanıp güvendiği temeller bir bir çökerken Arvid ile İskandinav coğrafyasının hoyrat ikliminde hayatı sorguluyoruz. Bu sorgulama esnasında, ’Vah benim başıma gelenler’ gibi bir isyandan ziyade, Arvid geçmişinde (belki de fazlaca masumca) sahiplendiği şeylerin geldikleri son hale bakarak bazı çıkarımlar yapıyor ve onları hayatına ilk aldığı zamana duyduğu özlemi dile getiriyor.

Roman boyunca önce Norveç sonra Kuzey Danimarka’nın kırsal kesimlerinde sonbahar rüzgarlarıyla Arvid’in hafızasında gezinirken, hatırlama olgusunun ne kadar istemsiz ve bizden bağımsız çalıştığına da tanık oluyoruz. Bir çoğumuz için olduğu gibi, Arvid de zamanında oldukça önemsiz görünen anlarını bütün ayrıntısına kadar hatırlayabilirken, büyük sevinçlere veya travmalara neden olmuş yaşananları etkisinden beklenmeyecek bir belirsizlikle aklında canlandırmakta güçlük çekiyor.

Annesinin kansere yakalandığını ve Berlin duvarının yıkılacağını aynı zamanda öğrenen Arvid’in yaşadığı tatminsizlik ve aldatılmışlık duygusu, onun zamana karşı gücenmesine yol açılıyor. Roman boyunca onu sık sık zamanın nasıl acımasızca geçtiğini ve geçerken bir nehir gibi inandığı şeyleri sürükleyip götürdüğünü düşünürken yakalıyoruz. Çoğu hikayede dile getirilen orta yaş krizinin aksine Arvid 37 yaşında olmasına rağmen kendini yaşından daha yorgun ve tükenmiş hissediyor.

Metis Yayınları’ndan çıkan Lanet Olsun Zaman Nehrine, Per Petterson’un dilimize çevrilen üç kitabından biri olmakla beraber İskandinav Konseyi Edebiyat ödülünün de sahibi. Oslo doğumlu yazarın şu ana kadar çıkan kitaplarında ele aldığı konuların en büyük ortak noktası ise romandaki ana karakterlerin geçmişleriyle ilgili olan huzursuzlukları. Yıllar geçtikçe geride bıraktıkları ve zamanında çözümlemedikleri ilişki problemlerinde daha da sıkışan anlatıcılar, bir çözüm aramaktan ziyade geçmişe dönüp anılarını tekrar yaşarken sizi de hatıranın zaman ve mekanına çekerek kendi sıkıntılarına ortak ediyorlar. Bu arada Petterson, bir röportajında aile konseptinin hikayelerinin merkezinde olduğundan hiçbir şüphesinin olmadığını söylese de – oldukça ilginç bir şekilde – romanın ana karakteri asla ailenin merkezinde olmuyor. Bir başka deyişle, ana karakter bütün ilgiyi çeken parlak bir aile bireyinden çok, kenarda durup olayları izleyen, kendi halinde, hayatı boyunca ailesi tarafından onaylanmayı bekleyen ve umduğunu bulamadığında da kendi karanlığında kaybolan biri.

Bu arada söylemekte fayda var; Petterson stil olarak zaman atlamalı kitaplar yazdığı için lineer düzende anlatımları sevenlerin ilk tercihi olmayabilir. Lakin havaların yavaşça serinlemeye başladığı ve senenin analizini yaptığımız bu güz günlerine uygun; okuması kolay ama içeriği derin bir kitap arıyorsanız Lanet Olsun Zaman Nehrine tam size göre.

“Lanet Olsun Zaman Nehrine” kitabının yazarı Per Petterson