24
Eyl
2015
2

Tükenen Kadınlar, Babaerkil Devletler

“Bir fahişe ne kadar başarılı olursa olsun, bütün erkekleri tanıyamaz. Ama tanıdığım erkeklerin hepsi bende tek bir istek uyandırdı: elimi kaldırıp yüzlerine okkalı bir şamar indirmek.”

Ankara’da yapılacak en güzel şeylerden biri olan geleneksel akşamüstü Dost Kitabevi ziyaretim esnasında beğenip aldığım, bir iki hafta masanın çeşitli yerlerinde durduktan sonra sonunda okumaya başladığımda yaklaşık üç saat içinde bitirdiğim bir kitap ‘Sıfır Noktasındaki Kadın’. Adından da anlaşılacağı üzere roman, yazar Neval El-Seddavi’nin Mısır’daki Kanatır cezaevinde karşılaştığı Firdevs adında, hayattan hiçbir beklentisi kalmamış bir kadının otobiyografik hikayesi. Yalnız roman hakkında daha fazla bilgi vermeden önce Neval El-Seddavi’den kısa da olsa bahsetmem gerektiğini düşünüyorum.

1931 yılında Nil nehri kıyısındaki Kafr Tahla köyünde doğan El-Seddavi, 1955 yılında Kahire’deki tıp fakültesinden mezun olduktan sonraki 60 yılını Mısır’da kadın hakları için mücadeleye adıyor. Özellikle kadına karşı şiddet, cinsellik ve kadın sünneti konularında yaptığı cesur araştırmalar ve yazdığı romanlar ile dikkatleri üzerine çeken yazarımız, tabii ki hükümetlerin şerrinden de payına düşeni alıyor. 1972 yılında yayınlanan ‘Kadın ve Seks’ (Al-Mar’a wa Al-Jins) romanı yüzünden Sağlık Bakanlığı’ndaki işinden atılmakla kalmıyor, benzer baskılar sonucunda editörlüğünü yaptığı Sağlık adlı dergideki işine de son veriliyor. En son 1981 yılında yayınlanmasına destek olduğu Yüzleşme (Confrontation) adlı feminist derginin basılmasıyla Mısır’ın üçüncü Cumhurbaşkanı Enver Sedat tarafından hapse gönderiliyor. Aynı yıl Sedat’ın bir suikaste kurban gitmesi sonucu özgürlüğüne kavuşan El-Seddavi, daha sonra bu tecrübesi hakkında “Tehlike, elime kalem alıp yazdığımdan beri her zaman hayatımın bir parçası oldu. Yalan söyleyen bir dünyada, gerçekten daha tehlikeli hiçbir şey yoktur,” demiş.

Sıfır Noktasındaki Kadın ise, 1973 yılında Mısırlı kadınlarda nevroz üzerine araştırma yapan El-Seddavi’nin Firdevs adında bir kadınla tanışmasıyla başlıyor. Firdevs, adam öldürmekten idama mahkum olan eski bir fahişe ve ne kadar ısrar edilse de El-Seddavi dahil kimseyle görüşmeyi kabul etmiyor. Bir süre sonra bu suskunluğunu bozan Firdevs, ölmeden önce hikayesini yazara anlatmaya karar veriyor. Karanlık hücresinde hiç durmadan başından geçenleri anlatan Firdevs’in öyküsünü roman boyunca kendi ağzından dinliyoruz. Üçe ayrılan romanın ilk ve son kısımları yazarın inceleme ve yorumuna ayrılmış kısacık bölümler. İkinci kısımda ise Firdevs’in çocukluğundan başlayarak adım adım karanlığa sürüklenişine tanık olurken, Mısır gibi babaerkil sistemin hüküm sürdüğü ülkelerde kadın olmanın ağırlığını ve çaresizliğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Sanırım en korkuncu, anlatılanların hiçbirinin çok da uzak gelmemesi. En özgür kadının bile sınırlarının erkekler tarafından çizildiği, çoğunluğu Müslüman ülkelerde belki de en normalleşen kavramlardan birkaçıdır; aile içi şiddet, kadın üzerinden para kazanma ve çokeşlilik. Mısır yerine Türkiye’ye baktığınızda ise tablo pek değişmiyor. Cinsiyet eşitliğinde 145 ülkeden 125inci, son 13 yılda 5400’den fazla kadının cinayete kurban gidip her iki kadından birinin fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldığı, iş gücünde neredeyse yok denecek kadar az ve olanın da güvencesiz çalıştığı Türkiye’nin en büyük azınlığıdır kadınlar. Hal böyleyken 1987 yılında yazılan bu romandan günümüze çok da bir şey değişmediğini görmek ve hatta işlerin daha da kötü hale gelmesi insanın ister istemez moralini bozuyor.

Yine de bende hayranlık uyandıran ve içimden ‘keşke daha fazla olsalar’ dediğim insan kategorisine koyduğum Neval El-Seddavi’nin araştırmaları ve yazdıklarını merak ederseniz, kendisinin Türkçe’ye çevrilip farklı yayınevlerinden basılmış birçok kitabı var. Bunlardan bazıları: Kadının Cennette Yeri Yok, Tanrı Nil Kıyısında Öldü, Şeytanın Masumiyeti, Havva’nın Örtülü Yüzü, Petrol Diyarında Aşk, Kahire Saçlarımı Geri Ver ve İmamın Düşüşü.

El-Seddavi, kendisini derinden sarstığını söylediği bu cezaevi araştırmasını yaptığı yıllarda, tabii ki kendisinin de 10 sene içinde aynı cezaevine, bu sefer hükümlü olarak gönderileceğini bilmiyor ve daha sonrasında kitabının önsözünde şöyle diyor: “Cezaevinde geçirdiğim üç ay süresince, adam öldüren çok sayıda kadınla karşılaştım; kimileri bana Firdevs’i anımsattı. Gene de hiçbiri onun gibi değildi. O benzersizdi. Sırf çehresi, tavırları, cesareti ya da derin bakışları değildi onu öbür kadınlardan ayıran; yaşamayı toptan reddedişi, ölümden zerre kadar korkmayışıydı.”

ft-01

El-Seddavi, Kahire’deki evinde.

 

Sıfır Noktasındaki Kadın'dan bir kesit.

Sıfır Noktasındaki Kadın’dan bir kesit.

 

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Bu Ananas Hakkında Bir Kitaptır
Tatil her zaman eğlenceli değildir: Barbarın Kahkahası