5
Eki
2015
0

Annemin Öğretmediği Şarkılar

Modern Türk edebiyatının önemli yazarlarından Selçuk Altun’un 2007 basım tarihli romanı “Annemin Öğretmediği Şarkılar” yakın zamanda İş Bankası Yayınları’ndan yeniden çıkmış. Bu vesileyle okuduğum (ve itiraf etmem gerekirse yeni yayımlandı zannederek aldığım) romanı değerlendirmeden önce yayın dünyasının dedikodularına bakalım. Altun’un geçmişte Yapı Kredi Yayınları’nda yöneticilik yaptığını ve sonrasında Sel Yayınları’na geçtiğini göz önünde bulundurunca İş Bankası Yayınları’nın sağlam bir transfer yapmış olduğunu söylemek mümkün.

Annemin Öğretmediği Şarkılar

“Annemin Öğretmediği Şarkılar” kitabı, Türkiye İş Bankası Yayınları’ndan tekrardan basıldı.

Noktalama işaretleri ve kelimelerle oynamayı özellikle seven ve sahaflara, camiilere, türbelere hastalık derecesinde takıntılı yazarın ‘kendi adaletini kendisi sağlayan’ karaktere sahip, okuduğum ikinci romanı Annemin Öğretmediği Şarkılar.

Büyük Oktay Rifat hayranı yazarın Sol Omzuna Güneşi Asmadan Gelme romanındaki adalet sağlayıcı karakter ile çalışmaya ihtiyaç duymayan, ailesi ve özellikle annesi konusunda takıntılı karakteri bir kaç farklılıkla bu romanda da görüyoruz.

Hayatını kafese alan annesi ve dahiliğiyle ailesindeki herkesi ezen babasını kaybeden, refah içindeki yaşamında biraz da tekmelenesi bir karakter olan Arda’yı, kendisinin maymun iştahını ve racon dünyasına adalet verici olarak giren, kiralık katil demeye utanalım diye maneviyatı oldukça yüksek olan ve ne hikmetse tıpkı Arda gibi günlük bir işte çalışmasına gerek olmayacak denli zengin olan Bedirhan’ı, bu ikilinin hikayelerini kesiştiren “olayı” merkezine alan romanda İstanbul’un camiileri, türbeleri, çeşmeleri ve Pierre Loti de önemli yer tutmakta.

Kimsenin maddi endişeler çekmediği hikayede Selçuk Altun kendisini de “itici” bir karakter olarak olayların içine yerleştirmiş. İpuçları gerektiren durumlarda hikayeye dolaylı yollardan dahil olmuş ve kitap koleksiyonerlik özelliğini vurgulamadan da geçmemiş.

Kitapta olayların akışına kendimi kaptırmakta ciddi anlamda zorlandım çünkü kelimeler, parantez içlerine giren harfler, eski Türkçe’den defalarca defalarca tekrarlanan ve bir süre sonra anlamını bile merak ettirmeyecek kadar bıktıran kelimeler okuma zevkini bir hayli azaltıyor. Bu tarzın özel meraklıları olduğunu biliyorum ama ben sanırım daha çok “plot” insanıyım. Bunun yanında Selçuk Altun’un Türkçe edebiyata önemli katkısı olduğunu inkar edecek kadar hadsiz de değilim tabii ki.

Bu arada son bir not, Arda’nın annesi ve babası bu kitaba tamamen ölü karakterler olarak girse de, bu çifti anlatan bir romanı okumayı çok isterdim.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Deniz Kokusu