28
Eki
2015
1

Hikayede – Oldukça – Büyük Boşluklar Var

Her ne kadar kimi insan için kitap hediye etmek / almak, “Ay, orta okulda mıyız canım? Kitaptan başka alınacak hediye mi kalmadı?” serzenişlerini beraberinde getirse de, benim için hâlâ en güzel hediye kitaptır. Tabii sizi tanıyan, edebiyat zevkinizi, sevdiğiniz yazarları, yayın evlerini bilen ve takip eden birinden hediye gelen kitaplardan bahsediyorum.

İşte bir Ekim akşamı çıktığım kurstan koştura koştura sevgilimle buluşmaya gittiğimde, elindeki kitabevi pakedini gördüğümde yaşadığım mutlulukta bunların hepsinin bir payı vardı. Paketi açtığımda Hakan Bıçakçı’nın yeni öykü kitabı Hikayede Büyük Boşluklar Var’ı görüp sevindim, çünkü her ne kadar Doğa Tarihi’ni okuduğumda büyük bir şaşkınlık yaşamışsam da, Hakan Bıçakçı’nın diğer tüm kitaplarını, özellikle de öykü kitapları Bir Yaz Gecesi Kâbusu ile Ben Tek Siz Hepiniz’i beğeniyle okumuştum. O akşam yorgunluktan gözüm kapanırken ilk öyküyü okuyup, uyuyakaldım.

 

hikayede-buyuk-bosluklar-var

 

İletişim Yayınları’ndan çıkan Hikayede Büyük Boşluklar Var’da bulunan kara mizah, arkadaşlarımıza başımızdan geçen bir olayı anlatırken serpiştirdiğimiz kara mizahtan pek de farklı bir şey sunmuyor bize. Bu satırları belki de bir hayalkırıklığı ile yazıyorum. Hakan Bıçakçı’nın okuyacağını ve bundan derin bir üzüntü duyacağını sanmam. 🙂 Ama yazılarını ilgiyle takip eden bir okuru olarak, azıcık döküleceğim buralara.

Elbette üslup olarak birbirlerinden çok farklı olsalar da, gündelik olayların arasına gerçeküstü öğeler serpiştiren Nazlı Eray öyküleri nasıl zamanla tadlarını kaybettilerse benim gözümde, bu öykülerde de aynı bıkkınlığı yaşadım. Evet, öykü başlıkları ilgi çekici, hayır, hep bir örnek değil elbette ama ben bir süre sonra, bir sonraki öyküyü yalnızca, “Ne olur, bu güzel bir öykü olsun,” umuduyla okumaya başladığımı fark ettim.

 

hakan-bicakci-resim

 

Öyküler genellikle büyük şehirlerde geçiyor, kimi zaman kadın erkek ilişkilerine, kimi zaman bireyin şehir karmaşasında yaşadıklarına (hangimiz metrobüste benzer düşüncelere kapılmıyoruz ki?), yaşamın tekdüzeliğindeki boğuculuğa değiniyor. Hikayede büyük boşluklar bırakmayı biliyor Bıçakçı, ama bunu yaparken tadını tuzunu kaçırıyor sanki bir şeylerin.

Ama Sezar’ın hakkı Sezar’a; abartılı kahkahalar attırmayı değil, muzipçe gülümsetmeyi, kimi zaman ise depresifliğin içinde yine de matrak bir şeylerin dolanıp durduğunu anımsatmayı amaçlayan ve bunu başaran bir yazar olmasını her zaman takdir ettiğim Hakan Bıçakçı, Hikayede Büyük Boşluklar Var’da da başarıyor bunu. Ama işte, keşke biraz daha uzun öykülere evrilseymiş ya da biraz daha tat bıraksaymış ardında dedirtiyor. En azından bana.

Doğa Tarihi‘ni okuduktan sonra sorduğum, ‘Bu mudur?” sorusunu maalesef bu yeni öyküleri bitirip, kitabın kapağını kapadıktan sonra da sordum kendi kendime. Kitabın tanıtımında yer alan “Hayaller Paris, Gerçekler Eminönü” yazısına benzer bir etki olarak, belki ben de, “Hakan Bıçakçı ile ilgili beklentilerimi çok yüksek tutmuştum, ancak bir okur olarak beni tatmin etmedi,” diyebilirim.

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Hafta ortası molası: Bazı güzel kitaplar
Kırmızı Saçlı Kadın – Bir garip Orhan Pamuk Romanı
Ufak bir Stefan Zweig Maratonu
Dış Kapının Mandalı