2
Oca
2016
0

2015’in En Etkileyici 5 Kitabı – Doğacan*

 

Bu yıl bizi çok etkileyen kitapları yazalım diye değerli blog üyeleriyle konuşurken, “Eyvah,” dedim, “Nasıl hatırlayacağım tüm yıl okuduklarımı?” Sonra aklıma pek sevgili Goodreads geldi, bu işi beraber çözebileceğimizi düşündüm. Haklıymışım, sitede ‘My Year in Books’ diye bir güzellik yapılmış. Her ne kadar zaman zaman tembellik edip, okuduğum kitapları oraya geçirmemiş olsam da, epey yardımı dokundu. 2016 içinde kendime bir ‘Reading Challenge’ yapayım diyorum, bakalım.

Gelelim 2015 yılında okuduğum ve çok etkilendiğim beş kitaba:

 

1. Kâğıt Ev, Carlos Maria Dominguez

 

 

Jaguar Kitap’tan çıkan Kâğıt Ev’i Şubat ayında okumuştum. Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez’in novellasında, Cambridge Üniversitesi’nde profesör olan Bluma Lennon’ın, kitapçıdan Emily Dickinson’ın şiirlerinin eski bir baskısını satın aldıktan sonra, yolda şiirleri okurken bir arabanın altında kalarak can vermesi sonucunda, anlatıcının onun yerine Lennon’ın derslerine girmesiyle başlayan bir olaylar zinciri anlatılıyor. Bluma’nın başına gelen şey, okura bir kitabın aslında ne kadar zararlı olabileceğini söylüyor. Öyle ya, bir kitap yüzünden arabanın altında kalabilir ya da bir kitaptan çok etkilenerek hayatınınızın gidişatını değiştirebilirsiniz. İşte Dominguez de Kâğıt Ev’de, ironik üslubuyla bunu anlatıyor bizlere.

Artık sizlere ömür olan Bluma Lennon’ın bir zamanlar sevgilisi de olmuş anlatıcı, onun derslerine girmeye başladığı esnada (ikisi de İspanyol Dili ve Edebiyatı profesörü), gönderenin belli olmadığı bir paket gelir Lennon için. Uruguay’dan gelen paketin içinden Joseph Conrad’ın Gölge Hattı kitabı çıkar ve bu eski, sayfaları çimentoyla yapışmış kitabın Bluma Lennon’dan Carlos’a ithaf edildiği okunmaktadır. Böylece anlatıcı Uruguay’ın başkenti Montevideo’ya giderek, Carlos’un izini bulmaya çalışır.

Kitapta Peter Sis’in çizimleri de yer alıyor. Kitap tutkunlarının severek okuyacakları bir novella bu ve şunu da eklemeliyim: Seda Ersavcı’nın çevirisi ve Cem Ersavcı’nın kapak fotoğrafı oldukça başarılı.

 

2. M Treni, Patti Smith

563f19c6c03c0e30a8dd8059

 

Bir gün Pandora’da aylak aylak gezinirken (yani 1532 tane kitap beğenmiş, hangisini alsam diye düşünürken) rastladım M Treni’ne. Henüz Türkçeye çevrilmediği için, Patti Smith’in imzaladığı o ilk baskılardan birini alıp, koşar adım en yakın kahveciye oturdum ve okumaya başladım. Her ne kadar, kitabın heyecanına kapılarak izlemeye başladığımız The Killing’deki katili söylediği bir bölüm olduğunu öğrenip (neyse ki o kadar ilerlememiştim henüz), bir süre ara versem de, diziyi bitirdikten sonra yazarın seyahatlarine, rüyalarına, fotoğraflarına, anılarına, Cafe Ino’daki köşesine geri döndüm. Defterime bol bol not düştüm kitapla ilgili; bunlar zaman zaman kitaptan alıntılardı, kimi zaman hayatımdaki benzerlikler, kimi zaman kendime ‘yapılacak-edilecek’ notları. Velhâsıl, kalbimde özel bir yere yerleşti bu kitap. Zaman zaman tekrar açıp, okumak isteyeceğim ve Çoluk Çocuk’tan daha fazla sevdiğim bir kitaptı M Treni. Daha az müzik, daha çok fotoğraf ve seyahat vardı bu defa. Kitap, ben okumaya başladıktan bir süre sonra Domingo Yayınları’ndan, Seda Ersavcı çevirisiyle çıktı.

 

3. Bizim Dünyamız, Thich Nhat Hanh

 

BizimDunyamiz_KAPAK

 

 

Sinek Sekiz Yayınevi ne bassa okurum. Kitap seçkilerinden tutun, özenli çevirilerine, tatlı kapak tasarımlarından kullandıkları kağıda kadar her şeye bayılıyorum. Bu sene Sinek Sekiz’den çıkan iki kitap okudum; biri birazdan bahsedeceğim Bizim Dünyamız, diğeri ise geçtiğimiz haftalarda alıp okuduğum, Pema Chödrön’ün Belirsizlik ve Değişimle Birlikte Güzel bir Hayat’tı. Vietnamlı bir Zen üstadı ve Nobel Barış Ödülü adayı Thich Nhat Hanh, kendimizle, başkalarıyla ve doğayla çatışmayı bırakıp, dünyaya karşı daha şefkatli olmaya çağırıyor. Öyle kuru kuru bir çağrı değil bu, dayanakları ve çözüm önerileriyle birlikte geliyor. Kitabı okuyup bitirdiğinizde aslında yalnızca kitabı okumuş ve bitirmiş olmuyorsunuz; içinizde bir şeyler uyanıyor ve aslında bazı şeylerin hiç de zor olmadığını hissediyorsunuz. ‘Farkındalık’ bu işin özü. Kendinizin farkında olmanız, etrafınızda olan bitenin farkında olmanız. Güzel bir gündelik yaşam rehberi aynı zamanda. Kitabın önsözünden bir alıntı paylaşıp, biraz daha fikir verebilirim sanırım bu konuda:

“Doğa, her insanı, her ulusu, her inancı birleştirir. Eğer onu korumayı beceremezsek hepimiz yok olacağız. Ama eğer yapabilirsek, biz ve ekolojinin bizi bağladığı diğer insanlar, türler ve bütün her şey birlikte kurtulacağız. Ve barış olacak.”

Bir şeylerden rahatsızlık duyuyorsanız ama tam olarak ne yapmanız gerektiğini kestiremiyorsanız, Thich Nhat Hanh’ın sözlerine kulak verin derim. Herkese hediye edebilsem keşke bu kitabı.

 

4. Deniz Benim Kardeşim, Jack Kerouac

 

Unknown

 

 

Bu kitabı çok mutlu ve huzurlu olduğum bir yerde, yazın Yakaköy’deki evimin bahçesinde okuyup bitirdim. Sabahları erken uyandığımda verandada, akşamüstleri denizden geldiğimizde. Böyle güzel vakitlerde. O yüzden içimde ferah bir his bıraktı okumayı bitirdiğimde. Muhtemelen Jack Kerouac’ın en iyi kitabı değil, Yolda’yı her zaman tercih ederiz elbet. Ama bir özelliği var; Jack Kerouac bu romanı 1942 yılında, 20 yaşındayken kaleme almış ve roman yıllardır kayıpmış. Bir şekilde bulunmuş ve çok uzun zaman sonra okurlarla buluşmuş. Yani bu kitapla biz, Yolda‘nın öncesine, arabada ile kat edilen yollardan evvel, deniz yoluyla çıkılan seferlere gidiyoruz. Her şeyin başlangıç noktasına; yol, yolculuk, dostluk ve kardeşliğin başladığı noktaya.

 

Roman karakterleriyle beraber kâh hayatın anlamını sorguluyoruz, kâh bir barda içip içip, tembellik yapıyoruz ya da otostopla Boston’a gitmeye çalışıyoruz. Hareketli bol, diyalogları bol bir ilk roman bu. Her ne kadar pek çok eleştirmen, yazarı Kerouac olmasaydı bu romanın basılmasının zor olduğunu söylemiş olsa da, yazarın sevenlerinin kaçırmayacağı bir kitap Deniz Benim Kardeşim. Siren Yayınları’ndan, Garo Kargıcı çevirisiyle çıktığını da not düşeyim. Ayrıca çok tatlı bir kapağı var, tasarımı Nazlım Dumlu’ya aitmiş.

 

5. Barbarın Kahkahası, Sema Kaygusuz

 

Sema-Kaygusuz

 

Mayıs ayının yıldızıydı Barbarın Kahkahası. Mavi Kumru Motel’inde olan bitenler, adeta “Burası mini Türkiye,” dedirten karakterler ve her sayfada kendini hissettiren o “Ne kadar da tahammülsüzüz birbirimize,” hissi. Olaylar aslında motel müşterilerinden birinin çocuğunun yaptığı haylazlıkların, tüm tatilcilerin ilişkilerini nasıl etkilediğini anlatıyor, ama ne anlatmak! Bireysel huzursuzluklarımızı parmakla göstermek yerine, şöyleden bir ürpertiyor ki farkına varabilelim o yüzümüzün. Rahatsız ediyor o gerçeklik, gerçekten ediyor. Ama bazen böyle ufak tokatlar da atılmalı okura, öyle değil mi? Kurgu ve anlatım sade olmakla birlikte, derinden sarstı beni. Uçakta bitirdiğimi hatırlıyorum bu romanı, indiğimde biraz sersemlemiş olduğumu da. Yazmıştım Barbarın Kahkahası ile ilgili bloga, fazla uzatmayayım o yüzden. İlginizi çekerse buradan okuyabilirsiniz. Kesinlikle bu yılın favorilerinden oldu benim için.

 

Herkese mutlu, sağlıklı, bol okumalı bir yıl dilerim.

 

25518cc5b8d4e7fc7cf0a5c6fa48ab75

 

 

 

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

2015’te neler okuduk?
2015’in En Etkileyici 5 Kitabı – Berfu*