27
Oca
2016
1

Ufak bir Stefan Zweig Maratonu

Zaman çok hızlı geçmiyor mu? Ocak ayının sonuna geldik bile! Bu ay okuma performansımdan memnunum, umarım Şubat’ta da bu ayki gibi bol bol okuyabilirim. Murat Gülsoy’un Can Yayınları’ndan çıkan son kitabı Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet’i okudum, pek beğenmedim. Kitapta yer alan ‘Önsöz: Sonra Yavaş Yavaş Delirdim’ ve ‘Sonsöz: Bu Akşam Beni Bekleme Çünkü Gece Siyah ve Beyaz Olacak’ bölümlerini çok zorlama bulmakla beraber, kitaba adını veren Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet’i de özgünlükten yoksun buldum. Baya hayal kırıklığı oldu benim için, ancak inat edip bitirdim. Ya ben Murat Gülsoy’un diline yabancılaşmışım, ya da yazar fazla deneysel bir yol izlemiş bu kitabında. Bilemiyorum.

Henry Miller’in Yunanistan tatilini anlattığı Marousi’nin Devi ise neşeli, ferah bir anı kitabı. Yirmi yıl boyunca çalışan, üreten, başını işten kaldırmayan Miller, bir yıl boyunca hiç çalışmamaya ve Korfu’da yaşayan arkadaşını ziyarete gitmeye karar veriyor. Bu yolculuk anılarını okumak güzeldi; gerçi Bodrum’da hava buz gibiyken ve dışarı yalnızca Ezop’u gezdirmek için çıktığımda bile gözlerimden yaşlar akarken böyle güneşli, denizli bir kitap okumak bana yaz aylarını iyice özletti ama olsun.

 

Processed with VSCOcam with f2 preset

Processed with VSCOcam with f2 preset

 

Bu arada bol bol Stefan Zweig okudum. Yaşam sevincini kaybeden ve kendisi de dahil herkesin acısına, mutluluğuna duyarsızlaşan zengin bir adamın bir gün içinde yaşadığı ‘olağanüstü’ olayları ve yaşam sevincini yeniden keşfedişini anlatan Olağanüstü Bir Gece ile başladım; ardından ise pek çok arkadaşımın lisede / orta okulda okuduklarını söyledikleri (ama benim hiç okumadığım ve hep merak ettiğim) ünlü eseri Satranç geldi. Satranç beni gerçekten etkiledi. Doktor B.’nin hikayesini soluksuz okudum, gözünü para hırsı bürümüş satranç şampiyonu Czentovic’le oynadıkları o iki oyundaki heyecana kapıldım, Mirko Czentovic’e acımakla sinir olmak arasında sık sık gidip geldim. Ve ardından yazarın iki kitabını daha aldım: Korku ve Amok Koşucusu. Amok Koşucusu’na bu akşam başlamayı planlıyorum. Blogumuz yazarlarından Eda da bana Tekin Yayınevi’nden taze çıkan Dostlarla Mektuplaşmalar kitabını getirecek, daha ne olsun! Bol bol Stefan Zweig okuyacağım yani bu ara.

 

Zweig

 

Biraz yazardan bahsedecek olursam: Çok üretken, ancak çok acılar çekmiş bir yazar Zweig. 1881 yılında Viyana’da doğmuş, ancak yıllar onu oradan oraya savurmuş. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca bilen, Viyana ve Berlin üniversitelerinde felsefe eğitimi alan yazar, edebiyat dünyasına şiirleriyle giriş yapmış. 26 yaşından 33 yaşına dek neredeyse tüm dünyayı gezmiş: Kuzey Hindistan, New York, Kanada, Küba, Porto Riko, Belçika… Bunları okurken dahi, o yıllarda bu gezilerin nasıl geçtiğini, Zweig’ın yaşadıklarını filan öyle çok merak ettim ki!

Ardından Salzburg’a yerleşen ve yaşamının neredeyse 20 yılını orada geçiren Zweig, orada evlenmiş ve edebiyatın zirvelerine tırmandığı pek çok eserini orada kaleme almış. Thomas Mann, H.G. Wells, James Joyce, Paul Valery gibi isimleri Salzburg’daki evinde konuk etmiş, onlarla ilişkileri hep iyi olmuş.

 

3_ZweigimWrKriegsarchiv

 

 

 

Ne zaman ki 2. Dünya Savaşı patlak vermiş, işte o zaman Stefan Zweig’ın huzuru bozulmuş. Yahudi kökenli Zweig’ın kitapları da Nazilerin yaktıkları kitaplar arasındalarmış. Gestapo’nun evini basıp, arama yapmasının ardından ülkesini terk etmiş ve Londra’ya gitmiş. Oradan da ikinci eşiyle birlikte Portekiz, New York, Arjantin ve son olarak Brezilya’ya. Beni çok etkileyen Satranç’ı da Brezilya’da, düzeninin ve dünyanın bir daha asla eskisi gibi olamayacağını anladığında, bu dünyaya bir veda yazısı olarak kaleme almış. Ardından, 1942 yılında eşi Lotte’yle birlikte intihar etmiş Stefan Zweig. Geriye bizlere okuyacak onlarca eser bırakarak.

 

buyukbudapesteoteli

 

Bir not daha: Wes Anderson’ın Büyük Budapeşte Oteli filmi, Stefan Zweig’ın otobiyografisi The World of Yesterday‘den, öykülerinden, novellalarından esinlenerek yapılmış. Wes Anderson bir söyleşide, filmde Tom Wilkinson ve Jude Law’ın oynadığı yazar karakterinin hayal meyal Stefan Zweig’ı temsil ettiğini, fakat Ralph Fiennes’in oynadığı asıl karakter M. Gustave için açıkça Zweig’ın yaşamından ve karakterlerinden örnek aldığını söylemiş.

 

 

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Arrival’ı anlama kılavuzu: Kullandığımız dili değiştirmek bizi de değiştirir mi?
Amerikana – uzaklardan gelen güzel roman
Kırmızı Saçlı Kadın – Bir garip Orhan Pamuk Romanı
Napoli Romanları: Dostluk her daim baki midir?