13
Oca
2016
2

Yeni Yıl, Yeni Kitaplar: Seyrek Yağmur ve Kadınsız Erkekler

Yılın yarısını bir Ege kasabasında, yarısını ise Türkiye’nin en kaotik şehrinde geçiren biri olarak kitap okuma rutinimin de bu git-geller arasında değişim gösterdiğini fark ettim son İstanbul seyahatim sırasında. Bodrum’da duraksız, akıcı bir şekilde okuyabiliyorken, İstanbul’da konsantrasyonum daima sekteye uğruyor, bazen vapurda, bazen metroda okumaya çalışırken kendimi veremiyor, satır aralarını kaçırıyorum. Sırf bu yüzden Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ına, 200üncü sayfadan sonra ara verdim. Çünkü kendimi veremiyordum bir türlü, kitaba yazık, yazara ayıp etmek istemedim.

Ancak boş durmadım elbette. Hatta sanırım İstanbul’da geçen 2 hafta boyunca o kadar çok kitap aldım ki, iflas etmem yakındır. Bazıları bu yıl yapacağımız seyahatlerle ilgili ilginç kitaplar, bazıları yoga eğitimim boyunca bana yol gösterecek olanlardı. Yanlarına da birkaç tane roman ve öykü kitabı kattım.

2016’nın başında okuyup, bahsetmek istediğim iki kitap var öncelikle. Birincisi, yakın arkadaşlarımla yollarını gözlemekten bitap düştüğümüz Barış Bıçakçı’nın Seyrek Yağmur‘u; diğeri ise Haruki Murakami’nin ismi bir İclal Aydın kitabına benzeyen (İpek’e buradan selamlarımı gönderiyorum!) Kadınsız Erkekler isimli öykü kitabı. İkisini de peş peşe alıp, okumuşken yazmamak olmaz dedim.

seyrek-yagmur

 

 

Uzun zamandır bir kitabı bu denli heyecanla beklediğimi anımsamıyorum. İpek’le, kitabın raflarda olacağının söylendiği gün Beşiktaş’ta buluşup, fellik fellik arayışımızı, en sonunda Cağaloğlu’ndaki İletişim Yayınları’na gitmeyi planlarken, Nişantaşı’nda kitabı bulduğumuz anı unutmayacağım. Barış Bıçakçı, nazlı bir sevgili gibi, yıllar sonra cümlelerini paylaştı yine bizlerle. Rıfat’la beraber seyrek yağmur peşinde koştum, annesi, babası, yeğeni, Castro ve arkadaşlarıyla, hatta eski sevgilisiyle tanıştım, bazı şairlere (İlhan Berk, Oktay Rifat), yazarlara (Flannery O’Connor, Ahmet Hamdi Tanpınar, Alice Munro), müzisyenlere (Nick Cave, Oi Va Voi) selam çaktım, “Bu çocukluk nasıl icat olunur Rıfat abi?” dedim, kitaplardan çıkıp kitapların arasına sığındım biber gazı gözümü yakarken, kitap okuyan deli ile bulmaca soran tinerciyi düşündüm ve kitapçıdaki kedi Hakkı rahatsız olmasın diye nefes bile almadan okudum bu kitabı.

 

Politik dokundurmaları bu kadar net duyumsadığım başka bir Barış Bıçakçı kitabı anımsamıyorum. Hoş, Bıçakçı’nın son kitabından bu yana öyle şeyler yaşadık ki, Gezi’den, Beyefendi’den ve “İnsanların ölümlü, silahların neşeli” olduğu günlerden bahsetmemesi garip gelecekti belki de. Defalarca okuduğum cümleleri paylaşmak istemedim burada, ne de olsa 100 sayfalık, “ufacık tefecik, içi dolu turşucuk” bir kitap bu. Toplu iğne ile ‘suikast’ düzenleyen, eski sevgilisinin ağzından kendine mektup yazan, çocukluğunu yeniden icat etmeye kararlı Rıfat’ı kalbimin bir köşesine koydum ben. Onu ‘sevmek için elimi uzatmayacağım’ ama uzaktan uzağa sevmeye devam edeceğim.

Şimdi bir sorun var yalnız, bir sonraki kitap için ne kadar bekleyeceğiz?

 

 

kadinsiz-erkekler-haruki-murakami-205x300

 

İpek, Barış Bıçakçı’nın Seyrek Yağmur‘una kavuşurken hediye etti bana Murakami’nin, Doğan Kitap’tan tazecik basılmış Kadınsız Erkekleri’ni. Son zamanlarda Murakami’nin eski kitaplarının bazıları beni hayal kırıklığına uğrattığı için, bu yedi öyküden oluşan ve nispeten yeni olan kitabı hakkında pek olumlu değildim. Buna ek olarak, kapak ne kadar güzelse (Koşmasaydım Yazamazdım, Sahilde Kafka, Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında ve 1Q84’ün de kapak tasarımlarını yapan Geray Gençer’e ait), arkada yazanlar da bir o kadar pembe dizi kıvamındaydı. Olsun dedim, Murakami bu dedim ve okumaya başladım. Ezberlediğimiz kadın-erkek ilişkilerini anlatmaya kalkışmamış Murakami; öykülerde her daim hissedilen gizem ögesiyle birlikte çok da aşina olmadığımız, ama bir şekilde okumaya devam ettikçe saran hikayeler bunlar. Kadınlara ulaşamayan, kadınları anlayamayan, kadınların terk ettiği, kadınlara yaklaşamayan yalnız erkeklere dair büyülü gerçekçilikle bezeli, kafkaesk bir atmosferde geçen hikayeler.

Her ne kadar bu öykülerin ikisi daha evvel The New Yorker’da yayımlanmış olsa da, ben onları kaçırdığımdan hepsi yeniydi benim için. Favorilerim Kino ve Âşık Samsa olmasaydı belki o kadar zevk almayacaktım bu kitaptan, ancak bu ikisi gerçekten okunur kıldılar benim için kitabı. Haruki Murakami’ye karşı bir sevgi- nefret durumum oluyor zaman zaman. Bu defa sevgi ağır bastı sanırım. Kitabın adına, “Arkadaki alıntıyı biri görür de ucuz bir aşk romanı okuyorum diye düşünür,” korkusuna takılmayın, Bay Murakami’nin tarzını seviyorsanız alıp, başucunuza koyun bence.

(illüstrasyon: Julianna Swaney)