18
Nis
2016
1

Andy Weir’dan Marslı: Hayatta kalmak için inat eden bir astronotun hikayesi

Issız bir adaya düşmek misali; bir gün ıssız bir gezegende kalsanız ne yapardınız? Marslı kitabının kahramanı Mark Whatney kadar pozitif ve umut dolu olamazdınız, orası kesin…

Hayattaki en büyük hayallerimden birisi, kısa bir süre de olsa Mars’ta yaşamak. Yaşamak derken tabii Dünya’daki gibi bir yaşam olmayacağını da biliyorum. Çoğunlukla “hayatta kalmaya” dayalı, ya da sürekli deneyler yapmakla geçecek, çokça rutini olan bir yaşam olacağının farkındayım. Ama istiyorum işte. Bu yüzden olsa gerek, son 1-2 senedir deli gibi uzayda yaşam olasılığına, uzayın kolonileşmesine ve tabii en çok da Mars’ta yaşama imkanına takmış durumdayım. Bu yüzden de Marslı bende hem bir korku, hem de büyük mutluluk yaratan bir kitap oldu.photo333151065894661125

Lafı kişisel hedelerimle çok uzatmaksızın, hemen konuya geçiyorum… Belirsiz bir yakın gelecekte insanlık Mars’a ulaşmayı başarmış, orada minik bir yerleşke kurulmuştur. Bu yerleşkede yaşamaya başlayan bir ekip deneyler yapmakta ve Mars’ı daha iyi tanımaya çalışmaktadır. Yine bir gün ekibimiz yerleşkenin dışında bir görevdeyken büyük bir kum fırtınası çıkar. Bunun üzerine mürettebat Mars yüzeyindeki mekiğe ulaşıp yörüngedeki uzay istasyonuna dönmeye karar verir, ancak mekiğe ulaşmaya çalışırken elim bir olay meydana gelir. Ekipte yer alan botanikçi ve kimya mühendisi Mark Watney, fırtınada neredeyse uçarak gelen kocaman bir enkaz tarafından sürüklenir ve hayatını kaybeder. Ekip arkadaşları bir yandan fırtınanın içinden sağ salim kurtulup mekiğe ulaşmaya çalışmakta, bir yandan da o fırtınanın içinde Watney’yi aramaktadır, ama nafile… Watney’nin kıyafetinden gelen “yaşam belirtisi yok” sinyali üzerine, istemeye istemeye de olsa Mars’ı terk ederler ve yörüngedeki istasyona doğru yola çıkarlar. İstasyona ulaşan ekip, Dünya’dan (yani NASA’dan) gelen talimat doğrultusunda Mars görevini yarıda bırakarak, Dünya’ya doğru yol almaya başlar.

giphy (2)

Fakat bilmedikleri bir şey vardır: Mark Watney hayattadır ve “Allah’ın belası Mars’ta” ölmeye de hiç niyeti yoktur! Önünde ise küçücük, minicik bazı engeller vardır; Oksijenin, yemeğin, suyun, kısacası insanın yaşaması için gerekli olan her şeyin çok az kalmış olması gibi… Mars’ın aşırı soğuk havası, ani kum fırtınaları ve Watney’nin tüm iletişim imkanlarının fırtınada yok olmuş olması da cabası…

the-martian

Kitap 2014 yılında Goodreads okuyucuları tarafından yılın en iyi bilimkurgu romanı seçilmiş. Bunda kuşkusuz basitçe anlatılan bilimsel ayrıntıların yanında, Mark Watney’nin aşırı komik ve çokça pozitif bir insan olmasının da payı var. “Bilim kurgu ben hiç anlamıyom yea” deyip de bugüne dek bu türde kitaplar okumadıysanız şayet, Marslı güzel bir başlangıç olabilir bu açıdan. Zira Mark’ın hayatta kalma çabalarını ve bilimsel akıl yürütmelerini oldukça basit, ancak ayrıntılı şekilde anlatıyor yazar. Öyle ki kendinizi “Gerçekten mümkün mü böyle bir şey ya? Ben de evde deneyeyim kesin” derken buluyorsunuz. Bilimsel deneylere yönelik böyle bir meraka sebep olması açısından da kayda değer bir kitap bence. (Söylemeye gerek bile yok; kitapta anlatılan çılgın (evet çılgın) deneyleri yeryüzünde denemeye, hele hele evinizde felan denemeye sakın kalkışmayın.)

giphy (1)

İthaki Yayınları’ndan çıkan kitabın içinde ve IMDb’de yazdığına göre, Marslı’nın yazarı Andy Weir değişik bir yöntem izlemiş bu kitapta. Çoğu yazarın yaptığı gibi kitabı yazıp da bir yayınevine göndermemiş Weir abi. Bunun yerine kitabı “eğlence olsun diye” kendi blogunda yayınlamış. Blogunu takip edenlerin ısrarı üzerine ise, download etmeye daha uygun bir formata çevirip, Amazon’un e-kitap uygulaması Kindle’da yayınlamış. 0.99 dolarlık minimum fiyatla satışa çıkan kitap öyle çok ilgi görmüş ki, bir yayınevi ona ulaşarak kitabın yayın haklarını satın almayı teklif etmiş. Akabinde de kitabın Ridley Scott yönetmenliğinde filme çekilmesine karar verilmiş.

tumblr_o37q0jEfpe1rmjn7ro1_500

2015 yapımı filmde Matt Damon başroldeydi. Ona Jessica Chastain, Jeff Daniels, Chiwetel Ejiofor gibi aktör ve aktrisler eşlik etti. Aynı zamanda 2015 yılı Oscar töreninde 7 dalda da adaydı, ama hiçbirini kazanamadı ne yazık ki. Film kitaba çoğunlukla sadık kalmış. Watney’nin artık sabrının sınırlarına geldiği bir iki sahneye yer vermemişler, o biraz hikayenin tadından götürmüş. Ama onun dışında film, hemen hemen her şeyde kitapla uyumlu gitmiş. Ta ki filmin son 15 dakikasına kadar…

martian-potatoes

***burada fena spoiler var***

Yani şimdi bu güzide blogda ağzımı bozmak istemiyorum. Ama gerçekten çok kızıyorum bu tip durumlara. Andy Weir kitabı yazmış, hikayeyi belli bir yere kadar getirip, sonra da bırakmış. Okuyucu bundan sonrasını hayal etsin demiş, gerisine ben karışmam artık demiş adeta. Bre senaristler, size mi düşmüş adam Dünya’ya dönünce olanları anlatmak? Hiç mi eliniz titremedi o sahneleri yazarken? Hiç mi “olm esinlenme filan diyip yutturabilir miyim ki millete acaba” diye endişe etmediniz? Gerçekten ayıp yani. Evet mutlu sonla bitiyor kitap ama, filmde o son sahneler iyice romantik komedi tadıyla soslandırılmış. Bence biraz filmin ciddiyetinden götürmüş şahsen.

***tamam açabilirsiniz gözlerinizi, spoiler bitti***

giphy

Buradan bir teessüf de İthaki Yayınları’na… Ben kitabın 4. Baskısını okumuşum, o da Temmuz 2015’de basılmış. Keşke basmadan önce bir kez daha okusalardı ve bazı yerleri daha özenli çevirselerdi…

Mesela şunlar gibi:

“JPL: Görebildiğim kadarıyla kesmeyi planladığın yer iyi görünüyor. Diğer tarafın da birebir olduğunu varsayıyoruz. Delmeye başlayabilirsin.

Watney: Kadınlar da öyle diyorlardı.

JPL: Ciddi misin Mark? Gerçekten mi?” (syf 251)

(Burada The Office dizisindeki Micheal karakterinin “That’s what she said” esprisine gönderme yapılıyor. Ancak çeviri pek başarılı olmamış. Eminim ki azcık daha üzerine düşünülse, tam da o cümleye karşılık gelebilecek bir ifade bulunabilirdi.)

“Buna büyük, sert bir örnek saklayıcı (NASA’da çalışmayan insanlar için bir ‘plastik kutu’) başladım.” (syf 292-293)

(saklayıcı başlamak?)

“Duvarın tavanla birleştiği dikiş patlamıştı. Mantıklı. Bu, basınç alanında bulunan bir doğru açı.” (syf 311).

(Basınç alanında doğru açı bulunmak?)

“Kaburgalarım cehennem gibi ağrıyor, görüşüm hızlanma hastalığından bulanık hala…” (syf 415)

(İngilizcedeki “hurts like hell” çevirilmeye çalışılmış sanırım. Mesela onun yerine ‘Manyak gibi ağrımak’, ‘Deli gibi ağrımak’ da kullanılabilirdi.)

Bu tip cümle hataları insanı okumaktan biraz soğutuyor açıkçası. Asıl şaşırtıcı olan ise, kitapta teknik açıklamaların gayet anlaşılır bir dille verilmiş olması. Yani Mark Bey’in yaptığı deneyleri, bunun ardındaki bilimsel varsayımları gayet güzel anlayabiliyorsunuz. Ancak insanlar arasındaki konuşmalar ve espriler tam çevirilememiş sanki. Birazcık denizi geçip derede boğulmak durumu yaşanmış denilebilir yani. Belki diğer baskılarda bunlar düzeltilebilir.

Tabii bu tip çeviri hatalarına ve genel olarak yazım yanlışlıklarına benim kadar takılmıyor olabilirsiniz. O halde bunlar sizi rahatsız etmeyebilir de… Her ne olursa olsun, Marslı’yı mutlaka okuyun, filmiyle yetinmeyin derim.

Bunları biliyor muydunuz?

Quora.com adlı “aradığın her soruya cevap bulma” sitesinin kullanıcılarından Kynan Eng, yememiş içmemiş, bugüne dek Matt Damon’ı kurtarmak için ne kadar para harcandığına dair bir araştırma yapmıştı. Cevap $900,100,500,000 imiş…

anigif_optimized-14215-1451316582-4

Buzzfeed de durur mu, hemen yapıştırmış quiz’i. “Hangi ‘Hay Allah Matt Damon’ı unuttuk’ filmisin?” konulu bir quiz çözmek isterseniz eğer, o da şurda

Bu arada “Mars’ta yaşamaya çok bel bağlamayıp, Dünya’mızın değerini bilmeliyiz dostlar” konulu bir TED konuşması izlemek isterseniz, onu da aşağıda bulabilirsiniz…

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Damızlık Kızın Öyküsü: Erkekler de yanar, hem de nasıl yanar
Hafta ortası molası: Bazı güzel kitaplar
Arrival’ı anlama kılavuzu: Kullandığımız dili değiştirmek bizi de değiştirir mi?
Ransom Riggs’den Miss Peregrine’in Tuhaf Çocukları serisi: Uykudan önce gerçek masallar