27
Nis
2016
0

Chris Hadfield’dan enfes bir otobiyografi: Bir Astronotun Dünya’da Yaşam Rehberi

Hepimizin hayatta bir takım hedefleri var, değil mi? Bazılarımız daha fazla para kazanmak, bazılarımız daha iyi bir işe sahip olmak, bazılarımız ise aile kurmanın ve çocuk sahibi olmanın peşinde. Üstelik birçoğumuz, bu hedeflerimiz uğruna pek çok şeyi feda etmeye, başta da zamanımızı ve sağlığımızı çöpe atmaya hazırız. Peki ne için? Tabii ki mutlu olmak için…

Peki hedeflerimize ulaşmak adına kullandığımız yöntemler doğru mu? Bunları gerçekleştirmek için çok çalışıyor ve çabalıyor muyuz, yoksa bir şeyler hop diye kucağımıza düşsün diye “pozitif düşünce” ya da “yeterince hayal kurma” gibi yöntemleri mi benimsiyoruz?

Bu kitabın yazarı Chris Hadfield, kendisini mutlu edecek şeyi 9 yaşındayken bulmuş, o günden sonra da bu soruları kendisine sık sık sormuş bir kişi. Sonucunda da mutlu olmasını sağlayacak o biricik hedefine tam 3 kez ulaşmış ve uzayda 4000 saatten fazla vakit geçirmiş. İşte bu kitap da, amacınız her ne olursa olsun yapmanız ve yapmamanız gereken şeyler hakkında oldukça babacan ve çok cana yakın tavsiyelerden oluşan bir otobiyografi…

Fotoğrafa bakmaya devam edin...

Fotoğrafa bakmaya devam edin…

Kanada’nın medar-ı iftiharı olan Hadfield’ı bazılarınız Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (International Space Agency, ISS) çektiği eğlenceli deney videolarından tanıyor olabilirsiniz. Bazılarınız da David Bowie’nin Space Oddity şarkısına yaptığı cover’ı dinlemiş ya da izlemişsinizdir belki. Ama bir kısmınız bu müthiş bıyıklara sahip adamı tanımıyor da olabilir. İzin verin, size bu adamın ne kadar şahane bir insan ve astronot olduğunu anlatmaya çalışayım…

İşteee o ayak iziiiii!

İşteee o ayak iziiiii!

Her şey 20 Temmuz 1969 tarihinde, Neil Armstrong’un Ay’a ayak basmasıyla başlar. Küçük Chris, o sırada 9 yaşındadır. Hadfield’giller, Kanada’nın Ontario eyaletindeki Stag Adası’nda bulunan evlerinde oturmuş, televizyon izlemektedir. “Benim için küçük bir adım…” diye o meşhur cümlesine başlar Armstrong. Mekikten dışarı adımını atarken de devamını söyleyiverir: “…ama insanlık için büyük bir adım!” Bu cümlenin ardından Ay yüzeyine yumuşacık bir iniş yapar Armstrong. Fakat o adım sanki Ay’ın yüzeyine değil, televizyonu başındaki binlerce insanın kalbine atılmıştır. Tüm dünya halklarına mensup pek çok insan, uzay yolculuklarını vatan sevgisiyle eşdeğer görmeye başlar o adımdan sonra. Büyük devletler arasında uzay yarışları başlar ve herkes “son cephe” olan uzayı fethetmek için kolları sıvar. Uzay, bu meşhur adım sonrasında artık ulaşılabilir bir yer haline gelir.

IMG_4395

9 yaşındaki Chris, o yıllarda NASA benzeri bir uzay ajansı bile olmayan Kanada’nın ilk astronotu olmayı, işte o anda aklına koyar ve neredeyse daha o andan itibaren çalışmaya başlar.

Hadfield hayatı boyunca aldığı hemen hemen her kararı, bu amaca ulaşabilmek adına almış, attığı her adımda bu hedefe biraz daha yaklaşmış. Daha ülkesi Kanada’nın bir uzay ajansı bile yokken, uzaya gitmeyi aklına koymuş bir insandan bahsediyoruz… Bir insanı hedeflerine ulaşmak konusunda daha fazla motive edebilecek bir örnek olabilir mi? Bu kitapta da hedefine ulaşabilmek adına aldığı doğru ve yanlış kararları paylaşıyor bizimle. Aslında kendi hayatını ve kariyerindeki dönemeçleri anlatıyor ama, bir yandan da Dünya’da mutlu bir yaşamın da anahtarlarını sunuyor size. Astronot olmak isteyin ya da istemeyin, bu kitabı okuduktan sonra insanın aklına koyduğu her şeyi yapabileceğine daha çok inanacaksınız.

giphy (2)

Ben kitabı orijinal dilinde, İngilizce okudum. İdefix’te gördüğüm kadarıyla henüz Türkçeye çevrilmemiş. Fakat çevrilse bile, bence imkanınız varsa İngilizcesini okuyun. O kadar basit ve samimi bir dille yazılmış ki bu kitap, sanki Hadfield akşam yemeğine evinize konuk olmuş, sofrada laf lafı açmış ve sizinle bir anısını paylaşıyormuş gibi geliyor okurken. O derece samimi, o derece babacan, gerçekçi… Bu yüzden de orjinalini okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Surata bak ya ^_^

Surata bak ya ^_^

 

Biraz da kitaptan alıntı yapayım ve sizi Chris Bey’in sözleriyle baş başa bırakayım. (İngilizceden Türkçeye çeviriler benim eserimdir, eleştiri ve katkınız olursa yazınız lütfen ^_^)

“Roaring around in a rocket, exploring space, pushing the boundaries of knowledge and human capability – I knew, with absolute clarity, that I wanted to be an astronaut.

I also knew, as did every kid in Canada, that it was impossible. Astronauts were American. NASA only accepted applications from US citizens, and Canada didn’t even have a space agency. But… just the day before, it had been impossible to walk on the Moon. Neil Armstrong hadn’t let that stop him. Maybe someday it would be possible for me to go too, and if that day ever came, I wanted to be ready.”

Çeviri: Bir rokete binip gezinmek, uzayı keşfetmek, bilginin ve insan dayanıklılığının sınırlarını zorlamak… Şundan kesinlikle emindim ki ben bir astronot olmak istiyordum.

Fakat Kanada’daki tüm çocuklar gibi ben de şunun farkındaydım ki bunu yapabilmem imkansızdı. Astronotlar Amerikalı olurdu. NASA yalnızca Amerikan vatandaşlarının başvurularını kabul ediyordu. Kanada’nın ise bir uzay ajansı bile yoktu! Ancak… O tarihten hemen önceki gün, Ay’da yürümek de imkansız görünüyordu. Neil Armstrong, bunun kendisini durdurmasına izin vermemişti. Belki de günün birinde benim Ay’a gitmem de mümkün olurdu. Ve eğer o gün gelirse, hazır olmak istiyordum.

 

“Throughout all this I never felt that I’d be a failure in life if I didn’t get to space. Since the odds of becoming an astronaut were nonexistent, I knew it would be pretty silly to hang my sense of self-worth on it. My attitude was more ‘It’s probably not going to happen, but I should do things that keep me moving in the right direction, just in case – and I should be sure those things interest me, so that whatever happens, I’m happy.’”

Çeviri: Tüm bunlar olurken, uzaya gitmediğim takdirde başarısız bir insan olacağımı hiçbir zaman hissetmedim. Bir astronot olma olasılığım zaten var olmadığından, kendime biçtiğim değeri buna atfetmek gayet salakça olurdu. Yaklaşımım daha çok şu şekildeydi: Bu iş muhtemelen olmayacak ama, ne olur ne olmaz diye, doğru yöne doğru ilerlememi sağlayan şeyler yapmaya devam edeyim. Bu şeylerin de benim gerçekten ilgimi çeken şeyler olması için çalışayım. Böylece her ne olursa olsun, mutlu olabilirim.

 

“See, a funny thing happened on the way to space: I learned how to live better and more happily here on Earth. Over time, I learned how to anticipate problems in order to prevent them, and how to respond effectively in critical situations. I learned how to neutralize fear, how to stay focused and how to succeed.”

Çeviri: Biliyor musunuz, uzaya gitmeye çalıştığım sırada komik bir şey oldu: Dünya’da daha iyi ve daha mutlu yaşayabilmeyi öğrendim. Zaman içinde, problemlerimi öngörmeyi ve böylece onları engelleyebilmeyi öğrendim. Kritik durumlar karşısında nasıl daha etkili davranabileceğimi de öğrendim. Korkumu sıfırlamayı, odağımı kaybetmemeyi ve başarıya ulaşmayı da öğrendim.”

 

Chris Hadfield’ın ISS’teyken yaptığı eğlenceli deneylerden bir tanesini aşağıda bulabilirsiniz.

Aynı zamanda uzayda kör topal, tüm duyularından azad şekilde hareket etmek konusunda yaptığı bir TED konuşması da şurada bulunuyor.

David Bowie’nin Space Oddity cover’ı da işte burada:

Chris Bey’in bıyıklarından ve hayat hikayesinden en az benim kadar hoşlanırsanız, Youtube kanalını da şu adresten ziyaret edebilirsiniz: https://www.youtube.com/user/ColChrisHadfield

 

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Arrival’ı anlama kılavuzu: Kullandığımız dili değiştirmek bizi de değiştirir mi?
Hemingway’i stalk’lamak.*
Think Different