24
Nis
2016
0

Koşmak için Doğanlar!

Gezegenimizde yaşayan, atalarımız dediğimiz ilk insanlar tekerleğin icadından evvel bir yerden bir yere nasıl gidiyordu? Cevabı çok kolay, evet, yürüyerek. Peki hayatta kalmak için avlamaları gereken hayvanları yürüyerek yakalamaları söz konusu muydu? Cevap yine çok kolay, hayır mümkün değildi.

İnsanlık tarihi başladığından beri koşmak en temel fiillerden birisiydi, buna şüphe yok. Acaba atalarımızın da menisküsü, dış yan bağ zedelenmeleri ya da aşil tendonu kopmaları oluyor muydu? Ortopedi bilimi gelişmeden önce de düz tabanlık var mıydı dersiniz? Sakatlanan bir kişi 6 hafta av sahalarından uzak kalıyor muydu? Doğal hayat insaf ediyor muydu hareket edemeyenlere?

Uluslararası arenada çalışan Amerikalı bir gazeteci olan Christopher McDougall maratonlar ya da çok uzun mesafeler koşan birisi olmamasına rağmen dizlerinde ciddi sakatlıklar yaşamaktadır, türlü doktorlardan farklı tavsiyeler alır, bir çok tedavi uygular ama hiçbirisi işine yaramaz. Kısacık koşuların sonunda dahi dizleri davul gibi şişmektedir.

Derdine çare ararken Meksika vadilerinde yaşayan gizemli Tarahumara kabilesini duyar. Bu kabilenin insanları Güney Amerika’nın acımasız coğrafyasında dağ, tepe, ırmak, uçurum ya da vadi demeden günlerce aralıksız koşmalarıyla bilinmektedirler. Kabilenin 60 yaşındaki üyeleri de 6 yaşındaki ufaklıklar da aynı tempoyla insan aklının almayacağı mesafeleri koşmakta ve bunu yaparken yüzlerini dahi ekşitmemektedir. Üstelik ayaklarında kendi imalatları olan deri sandaletler varken. Modern dünyayla ve bildiğimiz anlamıyla medeniyetle hiçbir bağı olmayan, oldukça farklı beslenme ve yaşama şekillerine sahip bu insanlar oldukça utangaç oldukları için çok az insan kabileyle tanışabilmiştir. Çeşitli defalar bu insanları Olimpiyatlarda yarışmalara sokmak isteyenler olsa da modern dünyaya dikişi tutmayan kabile üyeleri yine kendi dünyalarına dönmüştür.

blog 2

Meslek içgüdüsüyle bu hikayenin peşine düşen ve kabileyi bulmaya niyetlenen yazarımız McDougall, Meksika’ya gitmeye karar verir. Bölgenin acımasız coğrafyasında kamyonetlerle dahi ilerlemek imkansıza yakındır üstelik bir de bölgede esrar tarlalarına sahip olan ve araziden geçen herkesi vurmak için hazır bekleyen narcotrafficantes (uyuşturucu ticareti yapan çeteler) tehdidi bulunmaktadır. Hal böyleyken yazarımız ve yanına aldığı rehberi tamamen bilinmeze doğru yola çıkarlar. Hikayenin heyecanını kaçırmamak için burada kesiyorum, gerisini kitaptan okumanızı hararetle öneririm!

McDougall’ın gazetecilikten gelen rahat anlatım dili, zamanda ileriye – geriye gidişlerle anlatılan hikaye, gerçekten başka hiçbir yerde duymadığımız kültürler ve yaşam tarzları kitabı oldukça sürükleyici hale getirmiş. Bunun yanı sıra koşuculukla amatör ya da profesyonel olarak ilgilenen herkesi heyecanlandıracak güzel bilgiler ve koşu dünyasında efsane olmuş bir çok isme ait ufak biyografik bilgiler de kitaba boyut katıyor.

Örneğin dünyaca ünlü markaların (aslında daha çok Nike’nin) en az akıllı telefonlar kadar teferruatlı koşu ayakkabılarının, koşma deneyimine ve ayak sağlığına yarardan çok zarar verdiği fikrini oldukça sağlam bir şekilde okuyucusuna sunuyor McDougall. İnsanlık tarihinin başından beri insanların çıplak ayaklarla ya da oldukça ince tabanlı basit ayakkabılarla koştuğunu düşününce bu tez insana hiç de mantıksız gelmiyor. İnternette ufak bir araştırma yaptığınızda da “çıplak ayakla koşma” kavramının koşu dünyasında hararetle tartışılan bir konu olduğunu ve bu kitabın da başlıca referans kaynaklardan birisi olduğunu görebilirsiniz.

Geleneksel 42 km’lik tam maratonlardan daha uzun olan her türlü koşu müsabakasına ultra maraton ismi veriliyor. Amerika’da, coğrafyanın insan doğasını zorlayacak ne kadar bölgesi varsa her birinde bir ultra maraton düzenlemeye baş koymuş bir çılgın insan güruhu var. Kitapta anlatılan bazı koşular 2 gün 2 gece sürüyor ve insanlar bunları bitirip bir de normal hayatlarına devam ediyor. Haftada 3 gün koşuya çıktığım dönemde bile 7 km’den daha fazla koşamayan benim için gerçekten inanılmaz bir durum.

Başta tüm hikayeyi bir roman gibi okuyup karakterleri gözünüzde canlandırmaya çalışırken McDougall’ın kişisel websitesinde hikayede anlatılan bir çok kişinin fotoğraflarını görmek oldukça eğlenceli ve heyecan verici oluyor.

Ayrıca yazarın “Koşmak için mi Yaratıldık?” başlıklı bir TED konuşması da var, buradan izleyebilirsiniz.

Kitabın yazarı ve hikayenin başkahramanı Christopher McDougall için KRP Yayınları’nın tanıtım sayfasında yer alan bilgiler ise şu şekilde: Amerikalı bir yazar ve gazeteci olan McDougall 1985 yılında Harvard Üniversitesi’nden mezun olmuş ve Ruanda ve Angola’da savaş dönemleri de dahil olmak üzere Associated Press için muhabirlik yapmış. Halen Esquire, New York Times Magazine, Outside, Men’s Journal için sağlık üzerine yazılar hazırlayarak yazarlık kariyerinin yanında yardımcı editörlük görevine devam ediyor.

Türkiye’de Ankara merkezli KRP Yayınları tarafından basılan kitap nazik yayıncıları tarafından blogumuz yazarlarına hediye edildi. Kendilerine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

NOT: Fotoğraflar McDougall’ın kişisel websitesindeki fotoğraf albümlerinden alınmıştır.