10
Şub
2017
0

Mısır’da olduğumuza emin miyiz: Yakupyan Apartmanı’nın düşündürdükleri

Yoğun gündemden yorgun düşmüş aklımız ve gözlerimizle bir heves kitaplara sığındığımız günler devam ederken, Türkiye’nin içinde bulunduğu bu arap saçına dönmüş hali daha iyi anlayabileceğimiz, her ne kadar 90’lı yılların Mısır’ında geçse de bize dair çok şey söyleyen bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Yakupyan Apartmanı. Ala el Asvani’nin 2000’in başında yayımlandığı zaman oldukça ses getiren ve daha sonra beyaz perdeye de aktarılan, hatta Oscar Ödülleri’ne yabancı film dalında aday olan filmin romanı, Maya Kitap tarafından Avi Pardo çevirisiyle Türk okurlarla buluşmuş. Maya Kitap’tan çıkan kitapları özenli buluyorum ve bu yayınevinden çıkan kitapları daha sık takip etmeye çalışıyorum. Yakupyan Apartmanı’nın arka kapağını okuduğumda, bir de üstüne çevirmenin Avi Pardo olduğunu gördüğümde, mini kitap kulübü eşlikçim arkadaşıma, “Kitap kulübümüzün ikinci kitabı bu olsun mu?” diye sormuştum. Sağ olsun, o da beni kırmadı ve başladık Yakupyan Apartmanı’nın daireleri arasında gezinmeye.

Ermeni bir iş adamının yaptırıp, soyadını verdiği güzel bir bina olan Yakupyan Apartmanı, eskiden modern bir caddede yer almasına ve oldukça gözde bir bina olarak görülmesine rağmen, Arap milliyetçiliğinin son demlerinden İslamcılığa geçişle beraber sosyal ve siyasal yasakların artması, ülkedeki sanatçı ruhlu azınlıkların uzaklaştırılması, zaman içinde gelen içki yasakları ve türlü baskılar sonucunda eski popülerliğini yitirmiş ve birkaç eski daire sahibinin özenli daireleri dışında derme çatma hale gelmiş bir apartmandır. Örneğin hayatı boyunca hiç evlenmemiş ama içki ve kadınlarla arası hep iyi olmuş, zengin bir aileden gelen Zeki Bey’in iş yeri hâlâ Yakupyan Apartmanı’ndadır. Babası apartman görevlisi olduğu için, notları çok yüksek olmasına rağmen polis akademisine kabul edilmeyen ve başladığı üniversitede cihatçı bir gruba katılarak, hayatını tamamen dine adayan Taha da aynı apartmanda yaşamakta, bir zamanlar sevdiği ve evlilik planları yaptığı Busayna ise zengin olup, Mısır’dan gitme hayalleri kurarak kendini nasıl düze çıkaracağının planlarını yapmaktadır. Daha pek çok ilginç karakter var Yakupyan Apartmanı’nda yaşayan. Sanki bir ülkenin özeti, bir apartmanın daireleri arasında olan bitenlerle, eskiye dair anlatılanlar ve geleceğe dönük yapılan planlarla açıklanıyor gibi. Yazarın yalın dili, birini haklı ya da haksız olarak nitelendirmeden her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatışı, bir Orta Doğu ülkesinde kadın erkek cinselliğinin, tabu olarak görülen meselelerin, eşcinselliğin, azınlık olmanın nasıl bir şey olduğu hissini çok iyi veriyor.

Kitabı okurken zaman zaman altını çizip, yanına, “Aynı Türkiye gibi,” yazdığım çok oldu. Gidişatın nasıl olduğunu hâlâ göremeyenler varsa, kapılarının önüne bu romandan birer tane bırakmak istediğim de. Zeki Bey’in Busayna’yla sohbet ettiği ve kızın yurtdışında yaşamak istediğini, Mısır’da mutsuz olduğunu söylediği zaman kıza, “Ama ülkesinde mutlu olamayan, başka bir ülkede nasıl mutlu olabilir?” sözü beni çok düşündürdü. Ben ve pek çok yakınım buradan gitmek isterken, aslında mevcut durum içinde her ne kadar sıkıntı yaşıyorsak yaşayalım, yine de kendi imkanlarımız ölçüsünde mutlu olabilir miyiz, bunu sorguladım. Rüşvet vererek milletvekili olan, ama aldığı milyonluk işlerin yüzde yirmi beşini pıt diye Büyük Patron’a vermek istemeyen ‘dindar’ iş adamının yaşadıklarını okurken bir yandan midem bulandı, bir yandan da bunların imkansız şeyler olmadıklarını düşündüm.

Yakupyan Apartmanı’nın girişi.

Yakupyan Apartmanı, “Bu doğrudur, bu da yanlış,” demeden, bir şeyi inatla gözünüze sokmaya çalışmadan, Orta Doğu’nun kangren olmuş sosyal ve siyasal ortamında, bir apartmanda yaşayan insanların hayatlarından kesitler sunarak sakin sakin anlatıyor bize bir şeyleri. Bu yüzden de çok severek okuduğum, hatta yazarın Chicago isimli romanının yine Avi Pardo çevirisiyle Maya Kitap’tan çıkacağını (bu aralar çıkmış olması lazım) öğrendiğimde mutlu olduğum bir kitap oldu bu. Filmini de yakın zamanda seyretmek isterim, ama kitap da tek başına her şeyi gözümde canlandırabilmemi sağladı. Ala El Asvani’nin bu güzel romanını Başucumuzda Kitap okurlarına tavsiye ederim. ^.^

 

Bu yazıları da beğenebilirsiniz

Kaybetme Halleri